Av. Şahin Ardıyok ve Av. İlker Fatih Kıl ile Enerji Sektörü ve Rekabet Hukuku Üzerine



Balcıoğlu Selçuk Ardıyok Keki Avukatlık Ortaklığı Ortak Avukatı Şahin Ardıyok ve Kıdemli Avukatı İlker Fatih Kıl ile enerji sektöründeki rekabet hukuku uygulamaları üzerine röportajımızı gerçekleştirdik.



Ülkemiz elektrik piyasasının rekabetçi yapısı ve bu kapsamda elektrik dağıtım pazarının doğal tekel niteliğine ilişkin okuyucularımıza bilgi verebilir misiniz? Yine bu kapsamda dikey bütünleşik teşebbüslerin hakim durum görünümleri ve yürüttükleri faaliyetleri bakımından ayrıştırma kavramından genel olarak bahsedebilir misiniz?


Rekabetin işlemediği, yalnızca bir firmanın var olabildiği ve başka firmaların bu firmaya rakip olamadığı piyasalarda regülasyon “rekabetin” alternatifi (en iyi ikinci çözüm) olarak ortaya çıkar ki, bunun en temel örnekleri, su dağıtım, doğal gaz iletim ve dağıtım, kablolu telekomünikasyon hizmeti ve elektrik iletim ve dağıtım hizmeti gibi “doğal tekel” olarak nitelendirilen şebeke endüstrilerinin yer aldığı piyasalardır. Elektrik piyasasında elektriğin iletim ve dağıtımı faaliyetleri doğal tekel niteliğini haiz olduğundan bu piyasalarda rekabetin yerini regülasyonların aldığı söylenebilir.


Ülkemizde bu regülasyonlardan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun ("EPDK") sorumlu olduğunu biliyoruz. Elektriğin iletimi münhasıran Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından yürütülmekte, dağıtım faaliyetleri ise kendi dağıtım bölgelerine münhasır olmak üzere işletme hakkı devri ihalelerin kazanan dağıtım şirketleri tarafından yürütülmektedir.


Elektriğin iletim ve dağıtım faaliyetlerinin doğal tekel niteliğinde olması ve elektrik piyasasının ülkemize tarihsel gelişim olarak kamuya ait dikey bütünleşik yapıdan (Türkiye Elektrik Kurumu) günümüzdeki yapıya dönüşmekte olması elektrik piyasasının rekabete açık olan (teorik olarak) üretim ve tedarik alt piyasalarındaki rekabet düzeylerini de ister istemez etkilemektedir. Bu bakımdan esasen, elektrik piyasasında halen bir liberal dönüşümün söz konusu olduğu ayrıca, bu dönüşüme dijital (teknolojik) dönüşümün ve iklim değişikliği ile mücadeleden kaynaklı çevresel maliyetlerin üretim maliyetlerine dahil edilmesine yönelik dönüşümün de eşlik ettiğini söylemek mümkün.


Bununla birlikte dağıtım özelleştirme ihaleleri ülkemizde dağıtım ve bugün görevli tedarik olarak isimlendirdiğimiz tedarik faaliyetleri tek bir şirkete ihale edilmiş ancak, Rekabet Kurulu’nun ihale sürecinde getirdiği koşulların da etkisiyle 6446 sayılı EPK ile 4628 sayılı Kanun’dan farklı olarak, dağıtım faaliyeti ile tedarik faaliyeti birbirinden ayrıştırılmış (hukuki ayrışma) ve dağıtım şirketlerine kural olarak dağıtım dışında bir faaliyetle iştigal etmeme yasağı getirilmiştir. Daha önceden dağıtım şirketleri tarafından yürütülen tedarik faaliyetlerinin ise görevli tedarik şirketleri tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Özetle ifade etmek gerekirse, elektrik piyasasının “doğal tekel” niteliği iletim ve dağıtım faaliyetlerinin bu faaliyetlerinin doğası gereği tek bir şirket tarafından yürütülmesi zaruretinden kaynaklanmakta olup, bu faaliyetleri yürüten şirketler rekabet hukuku terminolojisiyle “hakim durumda” şirketlerdir.


Rekabet Kurumu’nun elektrik piyasasına yönelik çeşitli özelleştirme kararları ve 2015 yılında yayımladığı Elektrik Toptan Satış ve Perakende Satış Sektör Araştırması’nda piyasanın özelleştirmelerin ardından bir geçiş sürecinde olduğu belirtilerek piyasanın yapısal problemlerinin vurgulandığına değinmekte fayda var. Bahse konu raporda, uzun süreli alım garantili sözleşmelerin, serbest tüketici limitinin tamamıyla sıfırlanmamış olmasının, dağıtım özelleştirmeleri sürecinde mülkiyet ayrıştırma yerine hukuk ayrıştırma metodunun benimsenmesinin piyasada rekabet bozcu etkileri vurgulanmıştır.


Bilindiği üzere geçtiğimiz hafta yürürlüğe giren mevzuat ile birlikte elektrik alanında depolama faaliyetlerinin önü açılmış oldu. Elektrik piyasasındaki rekabeti farklı kılan faktörlerden birinin de elektriğin depolanamaması sebebiyle arz esnekliğinin düşük kalması olduğu ifade edilmektedir. Bu kapsamda depolama faaliyetlerinin piyasaya olası etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?


Esasen, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, sadece ülkemizde değil dünyada da elektrik piyasalarında önemli dönüşümlerin yaşandığı bir sürece tanıklık ediyoruz. Bahse konu gelişmelerden en dikkat çekenlerden bir tanesi de elektriğin depolanması hususunda yaşanan gelişmeler. Elektrik şebekesinin yönetilebilmesi için elektrik arz ve talebinin anlık olarak dengelenmesi gerekmektedir. Bu husus, elektrik piyasasının doğal tekel niteliğinin yanı sıra piyasayı herhangi bir malın ticaretinin yapıldığı alelade bir piyasadan farklılaştıran en temel özelliklerden birisidir.


Elektrik ticareti kural olarak; ikili anlaşmalar piyasası, gün öncesi piyasası, gün içi piyasası ve dengeleme güç piyasasına yapılmakta olup, bilhassa gün içi piyasasının ve dengeleme güç piyasasının varlık sebebinin elektriğin ticari anlamda depolanamaması olduğu ileri sürülebilir. Bu durum da kaçınılmaz olarak elektrik fiyatlarına yukarı yönde etki etmektedir. En azından günümüzde elektik piyasasının hukuki tasarımından bahsederken bu paradigmadan yola çıkarak konuyu izah etmeye çalışıyoruz. Diğer yandan, depolama teknolojilerine ilişkin yapılan Ar-Ge çalışmaları ve bu alanda yaşanan gelişmeler son derece umut vadetmektedir. Tabi bu gelişmelere sektörel düzenleyici kurumunun yani EPDK’nın kayıtsız kalması düşünülmezdi. Zira, elektriğin depolanabilmesi regülatif anlamda; teşviklerden yararlanma, uzlaştırma, yan hizmetler, dengeleme ve lisans hususlarında olduğu üzere bazı problemleri de beraberine getirmekteydi. Bu bakımdan depolama faaliyetlerine ilişkin yönetmelik ile bu soru-(n)-lara çözüm getirilmeye çalışıldığı ve depolama tesislerinin hukuki niteliklerinin açıklığa kavuşturulduğu görülmektedir. Yönetmelik incelendiğinde, depolama tesislerinin;

  • ·Üretim tesisine bütünleşik elektrik depolama ünitesi,

  • ·Tüketim tesisine bütünleşik elektrik depolama tesisi,

  • ·Müstakil elektrik depolama tesisi,

  • ·Şebeke işletmecileri tarafından kurulabilecek elektrik depolama tesisi,

olmak üzere ayrı kategoride değerlendirildiği görülmektedir. Müstakil elektrik depolama tesisi ve üretim tesisine bütünleşik elektrik depolama ünitesinin sisteme bağlantısı ve sistem kullanımı yapabilmeleri için ön lisans almaları gerektiği görülmektedir. Depolama faaliyetlerin genel olarak fiyatlara ve bilhassa üretim piyasasında faaliyet gösteren farklı kaynaklardan elektrik üretim yapan üretim tesislerinin daha rekabetçi olabileceklerini öngörmek mümkün olmakla birlikte, bu noktada her ne kadar konuyla ilgili yönetmelik çıkmış olsa da piyasanın biraz daha zamana ihtiyaç duyacağı öngörülebilir.


Hem sıklıkla Rekabet Kurulu’nun inceleme ve kararlarına hem de Kurul’un uyguladığı en yüksek tutarlı idari para cezasına konu olan bir diğer enerji piyasası ise akaryakıt piyasası. Bu piyasanın rekabet koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Kurul’un geçtiğimiz Ekim ayında dört büyük akaryakıt dağıtım şirketinin, bayilerinin yeniden satış fiyatlarını belirlemesine yönelik kararını nasıl değerlendirirsiniz?


Akaryakıt piyasası Rekabet Kurumu’nun hemen hemen her dönem gündeminde olan bir piyasa. Öte yandan, akaryakıt piyasasından toplanan vergilerin Kurumlar Vergisinden elde edilenden daha yüksek olduğu göz önünde bulundurulduğunda piyasanın devlet için önemini anlamak zor olmayacaktır. Ayrıca, akaryakıt maliyetlerinin birçok sanayi ürününde girdi maliyeti olarak karşımıza çıktığı ve yine akaryakıt fiyatlarının nihai tüketici nezdindeki psikolojik etkisi ya da bir diğer ifade ile talebin fiyat esnekliğinin düşük olması konuyu daha da önemli kılmakta.


Bununla birlikte, piyasanın önemli yapısal problemleri olduğunu hatırlatmakta da fayda var. 5015 sayılı Petrol Piyasası uyarınca tedarik zincirin kural olarak rafineri-dağıtıcı-bayi-nihai kullanıcı (depolama ve taşıma faaliyeti yapan firmalar da var tabi ki) ekseninde kurgulandığı göz önüne alındığında daha TÜPRAŞ özelleştirmesiyle başlayan bir takım rekabet hukuku problemlerinden bahsetmek mümkün. Zira, o dönemde faaliyet gösteren dört rafinerinin paket halinde özelleştirilmesi eleştirilebilecek bir politika olarak karşımıza çıkmakta. Tabi bugün Socar grubuna ait Star Rafinerisi de artık rafinaj piyasasında faaliyet göstermekle birlikte halen TÜPRAŞ’ın akaryakıt piyasasında hakim durumunu koruduğunu görüyoruz.


Diğer yandan, dağıtım piyasasında da her ne kadar faaliyet gösteren şirketlerin sayısı bir dönem yüzü geçse de konuyla ilgili sektörel düzenleyici kurum olan EPDK’nın piyasa oyuncularına yönelik getirmiş olduğu bayi sayısı ve beyaz ürün asgari satışına ilişkin yapısal yükümlülükler, her istasyonun bir dağıtıcı ile eşleştirilmesinin zorunlu olması ve dağıtıcı-bayi denetimine ilişkin olarak otomasyon sistemi uygulamaları neticesinde dağıtım şirket sayısının kırklı sayılara kadar düştüğünü ve hatta bu düşüşün devam edeceğini öngörmek mümkün. Bu noktada EPDK’nın yaklaşımlarının arka planında kaçak akaryakıt ve vergi kaybının önüne geçilmesi saiklerinin olduğunu biliyoruz. Tabi dağıtım piyasasındaki temel yapısal sorun oyuncu sayısından ziyade piyasadaki en büyük dört oyuncunun yoğunlaşma oranının yüzde seksenlerde olması yani piyasanın oligapolistik bir yapı arz etmesi. Bu durum da kaçınılmaz olarak RK’nın radarlarının piyasa üzerinde olmasına yol açıyor.


Kurul’un geçtiğimiz Ekim ayında dört büyük akaryakıt dağıtım şirketinin, bayilerinin yeniden satış fiyatlarını belirlemesine yönelik kararına gelecek olursak öncelikle belki de ön araştırmanın aslında daha fazla dağıtım şirketi hakkında açıldığını ancak yapılan soruşturma neticesine dört şirkete bayilerinin yeniden satış fiyatlarının tespiti (“YSFT”) nedeniyle idari para cezası uygulandığını ifade etmek gerekir. Akaryakıt piyasasında bayiler arasındaki asgari mesafeye ilişkin düzenleyici kurallar ve EPDK’nın getirmiş olduğu promosyon yasakları piyasanın oligapolistik yapısı ve oligapolistik piyasalardaki karşılıklı bağımlılık piyasadaki fiyat oluşumunu ve rekabeti etkileyen hususlar olarak göze çarpıyor. Konuyla ilgili değerlendirme yapılırken göz önünde tutulması gereken önemli bir husus ise, EPDK’nın belirlemiş olduğu fiyat metodolojisi, bayi fiyatlarının bayilerin yol kenarındaki fiyat totemlerinde ilan edilmemesi zorunluluğu ve EPDK’nın internet sitesinden akaryakıt bayi fiyatlarının takip edilebilmesi neticesinde aslında akaryakıt piyasasında bayilerin pompa fiyatlarının son derece şeffaf olmasıdır. Yine, RK soruşturmasının odağında İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Bursa’daki yani büyükşehirlerdeki bayi fiyatlarının olduğu da belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus. Zira, piyasadaki büyük oyuncular ile diğer oyuncular arasındaki rekabet büyükşehirler ile diğer şehirler arasında anlamlı şekilde farklılık arz edebiliyor. Tekrar RK’nın kararına dönecek olursak aslında karar iki açıdan ilgi çekici. Birincisi, uyumlu eylemin dikey uygulanması ki, RK içtihadında çok örneği görülen bir durum değildir: Dikkat çeken ikinci husus ise, belge olmaksızın tamamen ekonomik analize istinaden bir şirkete idari para cezası kesilmiş olması. Bu iki husus, bahse konu kararı diğer RK kararlarından ayırıyor ve bilhassa ispat standardı açısından birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Görünen o ki, akaryakıt dağıtım piyasasına ilişkin olarak RK yaklaşımlarının yakından takip edilmesi piyasa oyuncuları açısından önemini korumaya devam edecek.


Yakın zamanda getirilen düzenlemeler ile doğal gaz pazarına Vadeli Doğal Gaz Piyasasına ilişkin düzenlemeler kazandırılmış idi. Vadeli Doğal Gaz Piyasası’nın ilgili pazardaki rekabetçi yapıya olası etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?


Her ne kadar 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile yakın dönemde yürürlüğe girmiş olsa da ülkemizde doğalgaz piyasasının rekabetçi bir yapıya dönüşümündeki ivme elektrik piyasasından daha düşük olmuştur. Tabi bunda, doğalgaz arzında dışa bağımlılığın etkisi yadsınamaz. Yine de piyasaya bakıldığında doğalgaz dağıtım ihalelerinin gerçekleştirildiğini ve doğalgaz ithalatı yapan şirket sayısında bir artış olduğu gözlenebiliyor. Ayrıca, BOTAŞ ve özel sektör tarafından gerçekleştirilen büyük yatırımlarla Türkiye’nin doğal gaz alt yapısı güçlendirildiğini, iletim, dağıtım, depolama kapasitelerinde artış yaşandığını, Türk Akım, TANAP gibi uluslararası projelerin hayata geçirildiğini ve yeni LNG/FSRU tesislerinin devreye alındığını görüyoruz. Netice itibariyle, doğal gaz dağıtım şebekesinin ülke çapında yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Diğer yandan, 2018 yılında EPİAŞ bünyesinde Organize Toptan Doğal Gaz Satış Piyasası devreye alınmıştı. Bununla birlikte, bu sene Vadeli Doğal Gaz Piyasasının da işlerlik kazanılacağı belirtiliyor ki, bu gelişmeler elbette ki piyasa açısından son derece önemli. Konuyla ilgili olarak EPDK, Vadeli Doğal Gaz Piyasası ile;

  • ·Piyasa öngörülebilirliğin arttırılacağı,

  • ·Fiyat belirsizliğinden kaynaklanan risklerin bertaraf edilmesi,

  • ·Piyasada derinlik ve likiditenin arttırılması,

  • ·OTSP’de faaliyet gösteren oyunculara kendi pozisyonları açısından alternatif bir hareket esnekliği sağlanacağı,

  • ·Arz güvenliğine de büyük katkı sağlanacağı

gibi faydalara ulaşılmasının mümkün olacağını ileri sürmekte. Bu faydaların sağlanması doğal olarak piyasanın rekabetçi bir yapıya kavuşmasına hizmet edecektir. Yaşanan bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’nin bölgesinde bir doğal gaz borsası kuran ilk ülke olması ve ülkemizin doğal gazda ülkemizin ticaret merkezi olma gibi hedefleri, doğalgaz piyasasında önümüzdeki günlerde dikkat çekici başka gelişmeler olabileceğinin de sinyallerini veriyor. Oluşacak piyasa ile piyasa oyuncuları için risklerini yönetme imkanı sağlanabileceği ve piyasa için daha sağlıklı fiyat sinyalleri olabileceğini değerlendirmekle birlikte, piyasanın yeterli işlem derinliğine sahip olabilmesi için zamana ihtiyaç var. Ancak hiç şüphesiz doğalgaz piyasasının rekabetçi bir yapıya kavuşturulması için Vadeli Doğal Gaz Piyasasının da işlerlik kazanması yeterli değil. Bu hususta atılması gereken birçok yapısal adım olduğuna şüphe yok.


Rekabet Kurumu, ülke genelinde rekabete aykırı sonuç doğrudan ya da potansiyel taşıyan tüm anlaşma, eylem ve kararlar bakımından da yetkili olup, bununla birlikte EPDK’nın da enerji piyasasında rekabete aykırı davranış veya ilişkilerinin tespiti hâlinde çeşitli yetkilerle donatıldığı görülmektedir. İki kurum arasındaki işleyişe ve görev paylaşımlarına ilişkin bilgi verebilir misiniz?


Türkiye’de rekabet hukuku ve iktisadi regülasyonlar arasındaki ilişki büyük ölçüde Danıştay 13. Daire’nin ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (“DİDDK”), Rekabet Kurumu ile BTK arasındaki yetki dağılımına ilişkin kararları ile şekillenmektedir. Tıpkı ABD ve AB’de olduğu gibi,Türkiye’de de bir sektörün (ya da sektör içindeki bazı pazarların) öncül düzenlemeye tabi tutulması bu sektörde rekabet hukukunun uygulanmayacağı anlamına gelmemektedir.


Türkiye’de rekabet hukuku ve iktisadi regülasyonlar arasında tamamlayıcı bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Ancak önemle vurgulamak gerekir ki, Türkiye’de de bir davranışın sırf iktisadi regülasyonlar ile getirilen ve rekabeti tesis etmeyi amaçlayan bir pozitif davranış yükümlülüğüne aykırı olması dolayısıyla, rekabet ihlali olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. AB ve ABD uygulamaları bakımından benimsenen, düzenlenen sektörlerde rekabet hukuku incelemelerinde davranışın sektörel düzenleyici kurallar ışığında değil rekabet kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşe benzer bir yaklaşımın izleri Danıştay 13. Dairesi’nin ilgili kararlarında görülebilmektedir. Danıştay 13. Dairesi’nin bir kararında; bir sektörel düzenleyici kurumun yaptığı düzenlemeler ve aldığı tedbirlerle rekabetçi sorunların ortadan kalkması ve konunun salt sektörel mevzuatı ilgilendiren teknik bir hususa ilişkin olması halinde dahi, Rekabet Kurulunun soruşturma açıp açmama konusunda takdir yetkisi bulunduğu ifade edilmiş ve bu hususlar hakkında 4054 sayılı Kanun çerçevesinde gerekli araştırmanın yapılmaması durumunda, rekabete aykırı davranışların yaptırımsız kalacağı, Rekabet Kurulu’nun sektörel düzenlemelere ilişkin teknik kuralların konusunu oluşturan davranışlar hakkında soruşturma açmasının mümkün olduğu ancak, bu davranışlara ilişkin olası herhangi bir incelemenin Rekabet Kanunu’nun öngördüğü amaca ve hükümlerine uygun bir şekilde yürütülmesi gerektiği ve sektörel düzenleyicinin aynı konuda inceleme konusu teşebbüs hakkında uygulamış olduğu idari yaptırımların da söz konusu incelemede dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir. Öte yandan Danıştay Rekabet Kurumu’nun bu gibi durumlarda düzenleyici otoritelerin geçmiş tarihli idari yaptırımları da incelemesi ve verilecek karar bakımından bu yaptırımların dikkate alması gerektiğini ifade etmektedir.


DİDDK içtihatlarında, salt sektörel düzenleyici kurum (olayda BTK) tarafından belirlenen bir tarifeden kaynaklanan davranışların rekabet hukuku kurallarını ihlal eder nitelikte olduğu iddia edilirse, Rekabet Kurulu araştırma ve/veya soruşturma yapmaksızın doğrudan şikâyeti reddedebileceği kabul etmektedir. Yani, sorunun doğrudan sektörel düzenleyici kurumun tarifesi veya açık bir düzenlemesine ilişkin olması halinde Rekabet Kurulu, soruşturma yapmaya bile ihtiyaç duymadan bir anlamda konunun kendi yetki alanı dışında olduğuna karar verebilecek ve doğrudan ret kararı verebilecektir.

Benzer şekilde, Bis Enerji A.Ş. tarafından Rekabet Kurulu’na yapılan bir şikâyette TEDAŞ tarafından uygulanan ve EPDK düzenlemelerine tabi olan tarifelerin ayrımcılığa yol açtığı ve dolayısıyla, rekabet hukukuna aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Kurul, bu iddiaların düzenleyici kurum tarafından belirlenen tarifelere ilişkin olduğuna ve bu nedenle rekabet hukuku kapsamına giremeyeceğine hükmetmiş ve Kurul’un bu kararı hem Danıştay 13. Daire hem de DİDDK tarafından onanmıştır.


Bu noktada, rekabet hukuku açısından ihlal teşkil ettiği iddia edilen davranışın teşebbüsün serbest iradesi ile belirlenmesinin önemi bir kez daha vurgulanmalıdır. Herhangi bir davranışa ve/veya sektöre yönelik düzenlemenin varlığı kendi başına rekabet hukuku müdahalesinin gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Ancak, teşebbüsün herhangi bir hareket alanının olmadığı, kendi davranışları üzerindeki belirleyici etkisinin regülasyonlar yoluyla kısıtlandığı durumlarda Rekabet Kurulu’nun Rekabet Kanunu kapsamında işlem tesis etmediği görülmektedir.


Bununla birlikte, sektörel düzenlemelere aykırı olmakla birlikte, bu düzenlemeler hiç var olmasaydı dahi rekabet ihlali teşkil edecek davranışlar bakımından, regülasyonların varlığının rekabet hukukunun uygulama alanını daraltmayacağı kabul edilmektedir. Bir başka deyişle davranış şayet düzenleyici kuralların olmadığı bir kurguda da rekabet kurallarının ihlali olarak değerlendirilebilmekteyse, bu davranışa ilişkin rekabet otoritelerinin yaptırım uygulama yetkisi bulunduğu söylenebilecektir. Ancak böyle durumlarda dahi, söz konusu davranışların tüm olumsuz etkileri sektörel regülasyonlara dayalı uygulamalar vasıtasıyla ortadan kaldırılıyorsa, Rekabet Kurulu’nun ayrıca rekabet hukuku kuralları çerçevesinde müdahalede bulunmasına gerek görülmemektedir .


Hatta rekabet ihlali oluşturduğu iddia edilen davranışların piyasada oluşturduğu rekabet karşıtı etkinin önlenmesi ve/veya ortadan kaldırılması amacıyla da kullanılabilecek sektörel düzenlemenin etkinliğinin mi yoksa yalnızca varlığının mı Rekabet Kurulu’nun müdahale kararında etkili olduğu incelendiğinde, bir işlem tesis edip etmeme kararındaki belirleyici unsurun “davranışa yönelik sektörel düzenlemelerin/kararların/onayların varlığı ölçütüne” dayandığı görülmektedir.


Nitekim bu tercihin, “sektörel düzenleyicinin etkinliğinin olay bazında rekabet otoritesi tarafından ölçülmesi, yönetilebilirliğe ve hukukun üstünlüğüne ilişkin ciddi endişeleri” ortadan kaldırmak açısından da önemli ve olumlu bir yaklaşımı gösterdiği belirtilmelidir.


Rekabet ve/veya enerji hukuku alanında danışmanlık vermek isteyen genç hukukçulara bu alanda kendilerini geliştirmeleri için neler tavsiye edersiniz?


Günümüzde hukuk fakültelerinin sayısının artması ve buna paralel olarak avukatlar arasında rekabetin artmasının belki de en olumlu sonuçlarından birisi bu koşullarda avukatların uzmanlaşmasının kaçınılmaz oluşu. Öte yandan, gerek rekabet hukuku gerekse enerji hukuku her geçen gün gelişmekte olan interdisipliner alanlar ve ne yazık ki, bu alanlar her ne kadar bazı üniversitelerde seçmeli ders olarak müfredatta yer alsalar da henüz anabilim dalı seviyesinde hukuk eğitimi içerisinde yer edinebilmiş değiller. Ancak, zaman içerisinde spesifik alanlara ilişkin derslerin lisans seviyesinde daha yaygın bir şekilde en azından, bir seçenek olarak hukuk eğitiminde daha geniş bir şekilde yer alacağını düşünüyoruz. Bu nedenle, rekabet hukuku ve enerji hukuku gibi niş alanlara ilgi duyan genç meslektaşlarımız için maalesef kurumsal olarak değil ancak bireysel bir motivasyonla bu alanlara ilişkin çalışmalarını devam ettirmeleri gerekiyor. Tabi, yine de eğer şanslılarsa ve okumakta oldukları fakültelerde imkan varsa, lisans seviyesine bu konulara ilişkin dersleri seçmekle başlayabilirler. Değilse, bazı üniversitelerdeki yüksek lisans programlarında bu konularda ders seçebilme imkanı bulunmakta. Son dönemde bu alanlara ilişkin sertifika programlarının da açılabildiğini görüyoruz.


Dolayısıyla, genç meslektaşların bunları takip ederek bu programlar vasıtasıyla temel bilgileri alarak çalışmalarına başlamaları mümkün olabilir. Ayrıca, Rekabet Kurumu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gibi kurumları yakından takip etmelerini tavsiye edebiliriz.Diğer yandan, temel iktisat bilgisini haiz olmak rekabet hukuku gerekse enerji hukukunu anlayabilmek için son derece önemli. Her iki alan da son derece dinamik dolayısıyla; global, sektörel ve düzenleyici gelişmeleri sürekli takip etmek gerekli. Bu da ancak, belirli bir öz disiplin ve süreğen bir öğrenme ile mümkün olabilir.



Av. Şahin Ardıyok Hakkında


Balcıoğlu Selçuk Ardıyok Keki Avukatlık Ortaklığı’nda ortak olan Şahin Ardıyok, Ortaklığın regülasyon ve rekabet hukuku ile ilgili hizmetlerine liderlik etmektedir.


Av. Şahin Ardıyok, Kara Harp Okulu işletme bölümü ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup, Ankara Üniversite’sinde işletme ve Şikago Üniversitesi’nde hukuk yüksek lisansı yapmıştır. Ardıyok, Rekabet Kurumu’ndaki görevi sırasında başta telekomünikasyon, yazılı ve görsel medya, bilgi teknolojileri, elektrik/elektronik sektörlerine yönelik önemli rekabet incelemeleri ve soruşturmalarda çalışmıştır. Ardıyok’un Rekabet Kurumu 2. Daire’de edindiği tecrübe ve bilgi birikimi, regülasyona yönelik ilgisinin oluşmasında ve bu alanda uzmanlık edinmesinde etkili olmuştur.


Av. Şahin Ardıyok’un halihazırda Regülasyona yönelik hizmet sunduğu alanlar yalnızca telekomünikasyon, enerji ve yayıncılık gibi düzenleyici kurumların varlığının söz konusu olduğu sektörlerle kısıtlı değildir.


Bunun yanı sıra devletin ekonomik regülasyon araçlarını kullanarak müdahale ettiği diğer endüstrilere (ilaç, sağlık, çevre, vb.) yönelik de yoğun olarak müvekkillerine destek sunmaktadır.


Av. Şahin Ardıyok ile hukukçu ve iktisatçılardan oluşan çalışma arkadaşları, büyük ulusal firmaları ve çokuluslu şirketleri, kamu kurumlarını ve sivil toplum örgütlerini pek çok Rekabet Kurulu soruşturması, birleşme/devralma bildirimleri, regülasyon bildirimleri, iptal davaları, anti-damping soruşturmaları ve kişisel verilen korunması hukuku projelerinde temsil etmektedir. Ardıyok ve ekibi, karmaşık soruşturma ve birleşme/devralma bildirimleri ile ekonomik regülasyonların ve bunlara uyum yükümlülüğünün söz konusu olduğu hemen hemen tüm sektörlerde geniş çaplı ve önemli tecrübeye sahiptir. Bütüncül bir çerçevede müvekkillerine hizmet sunabilmek adına Ardıyok, aynı zamanda ofisin Ticaret Hukuku, Birleşme ve Devralmalar, Dava Takibi ile diğer ekiplerine de destek olmaktadır.


Ardıyok geçmişte, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “İlaç Hukuku” ve “Telekomünikasyon Hukuku” adlı dersleri vermiştir. Hali hazırda, Ankara Bilkent Üniversitesi’nde “Regülasyon Ekonomisi ve Hukuk” (İngilizce olarak) ile “Enerji Hukuku ve Politikası” derslerini vermektedir. Kendisi ayrıca Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Merkezi Danışma Kurulu Üyesidir ve pek çok farklı üniversitenin organize ettiği çeşitli sertifika programlarında uzmanlık alanlarına yönelik dersler vermektedir. Hem ulusal hem de uluslararası arenada rekabet hukukuna yönelik gerçekleştirdiği çalışmalar ile tanınan Şahin Ardıyok, Milletler Arası Ticaret Örgütü’nün (ICC) Rekabet Komisyonu’nda Türkiye’yi temsilen yer almakta ve Uluslararası Rekabet Ağı’nda (ICN) sivil toplum örgütleri temsilcisi (NGA) olarak çalışmaktadır.


Av. İlker Fatih Kıl Hakkında


İlker Fatih Kıl, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi’nden 2002 yılında mezun olarak tamamlamış olup, 2013 yılında Pennstate Üniversitesinde hukuk alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Halen, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde medeni hukuk alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.


Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda uzun süre enerji uzmanı olarak görev yapan İlker Fatih Kıl, 2017 yılından itibaren Balcıoğlu Selçuk Ardıyok Keki Avukatlık Ortaklığı’nda kıdemli danışman olarak görev almaktadır. Ağırlıklı olarak enerji, doğal kaynaklar ve maden sektörlerinde regülasyonlar, kamu politikaları, ticaret, WTO, gümrük, çevre ve doğal kaynaklar, dava ve uyuşmazlık çözümü ile birleşme ve devralma alanlarında danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Enerji hukuku alanında yayımlanmış birçok makalesi bulunmakta, enerji hukuku ile ilgili birçok sertifika programına eğitmen olarak katkı sağlamakta ve Kadir Has Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak “Enerji Hukuku ve Politikası” yüksek lisans dersini vermektedir. Ayrıca, Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü yönetim kurulu üyesi ve Enerji Uzmanları Derneği üyesidir.





51 görüntüleme0 yorum