Av. Dilek Akdaş Kökenek ile Elektronik Ticaret Hukuku




n11.com'un Baş Hukuk Müşaviri Av. Dilek Akdaş Kökenek'e Elektronik Ticaret Hukuku uygulamalarına ilişkin sorularımızı yönelttik.






Ocak 2020 tarihinde yapılan değişiklikler ile birlikte, elektronik ticari iletilerin alıcılara iletilebilmesi için alıcının onayının alınması ve ileti gönderen hizmet sağlayıcılarının İleti Yönetim Sistemi'ne kayıt zorunluluğu getirildi. İYS ile birlikte, alıcı müşterilere ilişkin kişisel verilerin korunması bakımından da yükümlülükler doğacağı da öngörülmekte. Söz konusu sistemin olası etkilerini ve katkılarını nasıl değerlendirirsiniz?


Aslında İYS’den çok önce, 2016 yılında yürürlüğe giren 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüm veri sorumluları işledikleri kişisel verilerin güvenliğini gereken idari, hukuki, teknik önlemleri almak suretiyle sağlamakla yükümlüdürler. İYS’nin veri güvenliği konusunda mevzuatta belirlenen yükümlülüklerini teknik olarak ne düzeyde ve hangi şartlarda yerine getireceğini gelecek uygulamalardan takip ediyor olacağız.


Veri güvenliği bir yana, ticari elektronik iletilerin tek bir sistem üzerinden yönetiliyor olmasının ticari iletişimin yapıldığı kişi açısından menfaat sağlama düzeyinin düşük olduğunu düşünüyorum. Şöyleki, her bir ticari elektronik ileti kendi içeriğinde reddetme hakkını taşımakta ve kişi, verilen yönlendirmeleri takip ederek söz konusu hizmet sağlayıcıdan daha fazla ticari elektronik ileti almaya devam edebilmekte veya reddedebilmektedir. Buna İYS aracılığıyla genel bir kontrol ağı getirilmeye çalışılmasının veri güvenliği açısından riskli olduğu kanaatindeyim. Diğer yandan İYS’ye kayıt ve veri aktarım masraflarının da bir hayli yüksek olduğu düşünüldüğünde bazı sektörlerde pazara giriş için İYS’nin yük getirebileceği açıktır.


Elektronik ticaret alanında faaliyet gösteren lider şirketlerden birinin baş hukuk müşaviri olarak, Türk hukuku mevzuatındaki elektronik ticarete ilişkin düzenlemeleri ürün sunan taraf açısından nasıl değerlendirirsiniz?


2019 yılı itibarıyla ülkemizde e-ticaret hacminin 136 milyar lira olarak gerçekleştiği göz önüne alındığında e-ticarete ilişkin düzenlemelerin erken tarihlerde getirildiği söylenebilir. Zira 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2014 yılında ve ikincil mevzuatı olan yönetmelikleri de 2015 yılında yürürlüğe girmiştir ki bu yıllar Türkiye’de gerçekleşen e-ticaretin toplam perakende satıştaki payının oldukça düşük olduğu bir döneme denk gelmektedir.


Her ne kadar e-ticaret büyüme hızı çok yüksek bir şekilde sektörü dinamik tutsa da, hava yolları ve seyahat sektörleri kapsam dışında bırakıldığında e-ticaret hacminin 111,4 milyar lira olduğu açıklanmaktadır. Bu yönüyle e-ticaretin erken tarihlerde bu denli detaylı düzenlenmesine ihtiyacın o kadar da yüksek olmadığını düşünüyorum, zira e-ticaret operasyonlarının kendilerini gerçekleştirmeden önce yapılandırılan regülasyon çalışmaları zaman zaman beklentiyi karşılayamayabiliyor. Önce e-ticaretin tecrübelerini ve uygulamalarını yaratması, daha sonra bu hususlar göz önüne alınarak yasal düzenlemeler yapılmasının daha faydalı olacağına inanıyorum.


Tüketici hukuku mevzuatı kapsamında yer alan düzenlemelerin, elektronik kanallar aracılığı ile ürün ve hizmet sunan sağlayıcılar bakımından özellik arz eden düzenlemeleri neler olmaktadır?


Tüketici hukuku mevzuatı açısından bakıldığında e-ticaret yönünde ilk sırada önem arz eden hususun mesafeli sözleşmelere bağlı hak ve sorumluluklar açısından doğduğunu görüyoruz. E-ticaret satışı yapan veya yapılmasına aracılık eden tüm web sitelerinin Tüketici Hukuku açısından buluştuğu nokta, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’nin taraflara getirdiği sorumluluklar ve bu sorumlulukların Tüketici Hukuku çerçevesinde ne şekilde yerine getirileceğidir.


Diğer yandan e-ticaret yoluyla satın alınan ürünlerin 14 gün içinde herhangi bir sebep gösterilmeksizin iade edilebilmesi kapsamında ortaya çıkan cayma hakkı ve istisnaları da yine en önemli tüketici haklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Aracı hizmet sağlayıcı olarak faaliyet gösteren pazaryeri modelinde çalışan e-ticaret sitelerinin sorumlulukları açısından konumun ise Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında hala gri bir alanda kalmakta olup, netleştirilmesine ihtiyaç duyulan konulardandır. Zira bu durum ürünü görmeyen, deposunda bulundurmayan, müşteriye ulaştırmayan, n11.com gibi pazaryerlerinin tüketici karşısındaki hukuki statüsünü de zaman zaman aracılıktan, sağlayıcılığa çekmektedir. Oysaki aracı hizmet sağlayıcı ve sağlayıcı kavramları ve doğurduğu sorumluluklar birbirinden tamamen farklıdır.


Elektronik ticaret alanında faaliyet gösteren şirketlerin karşılaştığı sorunlardan birinin haksız rekabet hususu olduğu ve uygulamada marka hakkını ihlal edecek şekilde alan adı hakkı kullanımı, yanlış yönlendirme amaçlı adwords uygulamaları gibi durumlarla karşılaşıldığı bilinmekte. "n11.com" elektronik ticaretin ülkemizdeki öncü markalarından biri olduğundan, bu yönde hukuki sorunlar ile karşılaşıyor musunuz?


Evet zaman zaman bu tür konular gündemimize geliyor. Haksız rekabet yönü bir yana, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 7/3/d hükmü uyarınca, markayı ayırt edici işareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı bulunmuyor ise, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimde kullanılması halinde yasaklanabilecek olup, bu hükmün bizi yönlendirdiği adres, markayı Google Adwords reklamında kullananlar için ancak hakkı veya meşru bağlantısı olması kaydıyla bu yönde kullanımın hukuka uygun olduğudur. Herhangi bir hak veya meşru bağlantı olmadığı durumlarda ise, Google Adwords uygulamalarının reklamda yer alan kelimenin en fazla bedel veren tarafından satın alınması şeklinde gerçekleştirilmektedir.


Hem lisans öğrencileri hem de mesleğe yeni başlayan avukatların kafalarını oldukça meşgul eden konulardan bir tanesi de bir hukuk bürosunda mı yoksa bir şirketin hukuk departmanında çalışmanın mı doğru tercih olacağı konusu oluyor. Hem bir hukuk bürosunda hem de bir şirket bünyesinde görev almış bir avukat olarak bu konuda neler tavsiye edersiniz?


Elbette mesleğe yeni başlayan her avukatın mesleğe olan motivasyonu farklı olsa da, hukuk bürosu veya şirketlerin hukuk departmanları açısından mümkün olduğu kadar iş çeşitliliğinin çok olduğu bir yerde mesleğe başlamanın avantajlı olduğunu düşünüyorum. Böylece hukuk uygulamaları ve avukatlık mesleğini tanıma şansı oluşacaktır. Zira avukatlık artık kendini geçmişin klasik anlayışlarından ayıran, kendini büyük bir hızla yenileyen, değişime açık bir meslek haline geldi.


Teknoloji dünyasında meydana gelen gelişmeler, verinin öneminin her sektörde önemli düzeyde artmış olması, sosyal medyanın bu kadar ön planda olması, insan hak ve arayışlarının çeşitliğinin artması gibi itici sebepler genç avukatların farklı türde iş ve hukuk anlayışlarını yerinde inceleme ve deneyimleme ihtiyacını arttırmaktadır. Özetle bu yönde bir karar alınırken hukuk bürosu veya şirket avukatlığında yer alan pozisyonun günümüzdeki avukatlık anlayışını ne düzeyde kapsayabildiği ön planda olmalıdır şeklinde düşünüyorum.



Avukat Dilek Akdaş Kökenek Hakkında:


Dilek Akdaş Kökenek, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2007 yılında mezun olmuş, akabinde 2011 yılında Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomik Hukuku üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır.


Sektörün önemli hukuk bürolarında görev almış olup, 2012 yılından itibaren Türkiye’nin en büyük elektronik ticaret şirketlerinden biri olan n11.com nezdinde baş hukuk müşaviri görevini yürütmektedir. Aynı zamanda Bilgi Üniversitesinde Bilişim ve Teknoloji Hukuku Yüksel Lisans Programı’nda E-ticaret Hukuku ve Sektör Uygulamaları dersini vermektedir. Elektronik ticaret, elektronik ödeme sistemleri, bilgi ve iletişim teknolojileri ve kişisel verilerin korunması uzmanlık alanları arasında yer almaktadır.


96 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör