Av. Ege Koç, LL.M ile Girişimcilik Hukuku

En son güncellendiği tarih: Nis 23




İTÜ Arı Teknopark ve İTÜ Çekirdek Hukuk ve Regülasyon Stratejileri Direktörü Av. Ege KOÇ, LL.M ile Türkiye'de girişimcilik ekosistemi ve girişimcilik hukukuna ilişkin güncel sorunları konuştuk.





İTÜ Arı Teknokent ve bünyesindeki İTÜ Çekirdek, Türkiye girişimcilik ekosisteminin ilk akla gelen ve en önemli merkezlerinden biri. İTÜ Arı Teknokent’in Hukuk ve Regülasyon Stratejileri Direktörü ve İTÜ Çekirdek’in hukuki danışmanı olarak, Türk hukuku mevzuatında yer alan girişimciliğe ilişkin teşvik ve vergi düzenlemelerini yeterli buluyor musunuz?


Teknoparkların bir diğer değişle Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin misyonu; girişimciler, üniversiteler, yatırımcılar, araştırma altyapıları ve sanayi arasında işbirliği oluşturarak yeni teknoloji tabanlı iş fikirlerinin katma değerli ürünlere ve hizmetlere dönüştürülerek pazarlanmasını sağlamaktır.


Teknoparklar, teknolojik alanda bilgi üretmek, üretilen bu ürünlerin kalitesini yükseltmek, üretim maliyetlerini düşürmek, teknolojik bilgiyi ticarileştirmek, girişimcilik ekosisteminin gelişmesine yönelik bir takım destekleyici faaliyetlerde bulunmak, yerli ve yabancı yatırım olanakları yaratmak, üniversite-sanayi arasında bilgi ve teknoloji transferini sağlamak ve bu sayede Ar-Ge olanaklarının ve çalışmalarının ekonomik değere dönüşmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulmaktadır.


Şirketimiz ARI Teknokent Proje Geliştirme Planlama A.Ş’de ("İTÜ ARI Teknokent") İstanbul Teknik Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesinin yönetiminden ve işletilmesinden sorumlu olarak, Türkiye’de teknopark modeline yönelik ilk yasal düzenleme olan ve 2001 yılında yürürlüğe giren, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’na uygun olarak, 2002 yılında kuruldu ve şuan bu bölgede 300’den fazla teknoloji şirketine ev sahipliği yapıyoruz. Bu girişimci şirketler 7.800’ü aşkın kişiye Ar-Ge ortamında istihdam sağlayarak yılda 600’ün üzerinde proje geliştiriyorlar. İTÜ ARI Teknokent ise bugüne kadar 3.000 başarılı Ar-Ge projesinin bölgede yürütülmesine vesile olmuş, kuruluşundan bu yana 350 milyon dolarlık Ar-Ge ihracatını gerçekleştirmiş bulunmaktadır.


Öncelikle yürürlükteki 4691 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulama yönetmeliği olan 29797 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği kapsamında Teknoparkların bölgede faaliyet gösteren girişim şirketlerine sağladığı destek ve teşviklerin neler olduğuna kısaca değinmek isterim. Bu teşvikler arasında; girişim şirketlerinin üniversiteleri, üniversitelerin de girişim şirketlerini tanıması (böylece üniversite - sanayi arasındaki bu işbirliği sayesinde teknoloji transferi sağlanmış oluyor); girişim şirketlerine ve teknoparklarda çalışan personele mevzuat gereğince vergi avantajlarının sağlanması gibi teşvik mekanizmaları yer almaktadır. Bu kapsamda 4691 sayılı Kanun ile uygulanacak vergi avantajları Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yönetici Şirketlerine sağlanan; Teknoloji Geliştirme Bölgesi içinde faaliyette bulunan şirketlere sağlanan; Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde çalışan akademisyenler dahil personele sağlanan vergi avantajları olmak üzere kendi içinde sınıflandırılabilir. Bu avantajlara birkaç örnek verilecek olursa, yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde yer alan şirketler Ar-Ge projesi kapsamında geliştirdikleri ürünler üzerinden elde ettikleri kazançlar için devlete gelir/kurumlar vergisi ödememektedir. Bölgede çalışan araştırmacı, yazılımcı ve Ar-Ge personelinin bu görevleriyle ilişkili her türlü ücretleri tüm vergilerden istisna tutulmuştur. 4691 sayılı Kanun kapsamında yürütülen yazılım, Ar-Ge, yenilik ve tasarım projeleri ile ilgili araştırmalarda kullanılmak üzere ithal edilen eşya, gümrük vergisi ve her türlü fondan, bu kapsamda düzenlenen kâğıtlar ve yapılan işlemler damga vergisi ve harçtan yine istisna edilmiştir. Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde, münhasıran bu bölgelerde üretilen, sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil gibi uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetleri katma değer vergisinden muaftır.


Yukarıda örneklerini belirtmiş olduğum bu destek ve teşviklerin süresi halihazırda yürürlükteki 4691 sayılı Kanun kapsamında 31 Aralık 2023 tarihine kadardır. Ancak, teknolojik çalışmaların katma değerli hale getirilmesi amacıyla yakın geçmişte Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi gündeme gelmiştir ve Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla son halini alacak düzenlemeler sayesinde bir takım önemli değişiklikler hayata geçecektir. Anılan kanunun yasalaşmasıyla örneğin; teşviklerin süresi uzatılacak ve yönetici şirketlerin, elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, bölgedeki yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31 Aralık 2028 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilecektir. Teşviklerden yararlanmada, kazancın veya indirimin bir kısmının girişimcilere sermaye olarak aktarılması şartı getirilmektedir ki bu önerinin sermaye desteği bulmakta zorluk yaşayan girişimcilere cansuyu sağlayacağını düşünüyorum. Dışarıdan (evden) çalışmalar teşvik kapsamına alınacaktır. Teknoloji Geliştirme Bölgelesinde ya da bu alanın dışında Kuluçka Merkezlerinin kurulmasının önü açılacaktır. Bu sayede Kanun kapsamında sağlanan destek, teşvik, muafiyet ve istisnalar bu merkezlerde de uygulanmış olacaktır.


Yukarıda da belirttiğim gibi Teknoparklar, sanayinin gelişiminin desteklenmesi, yenilikçi çalışmaların gerçekleştirilmesi, uluslararası alanda rekabet gücünün artırılması amaçlarıyla kurulmaktadır. Teknolojik alanda gelişme, ülkelerin kalkınmasına ve büyümesine neden olduğundan günümüzde, ülkelerin teknolojiyi geliştirmeye yönelik yenilikçi, günümüz şartlarına ayak uyduran yasal düzenlemeler ortaya koyarak bu sayede ekonomik anlamda yaşam seviyesini arttırıcı hedeflerinin olması gerektiğine inanıyorum. Her ne kadar Teknoparklarda uygulanan vergisel teşvikler sayesinde (halihazırda uygulanan teşviklerin esasında önemli ve geniş kapsamlı olduğunu düşünüyorum) teknolojik gelişmenin önündeki engeller ortadan kaldırılmaya çalışılsa da Türkiye’de teknolojik ve ekonomik kalkınmayı büyütmek ve girişimcilik ekosistemini desteklemek amacı ile mevzuatta daha köklü değişikliklerin yapılmasını ve yurtdışında uygulanan pratiklerin Türk Hukuk sistemimize entegre edilmesi gerektiğini düşünüyorum.


İTÜ Teknokent bünyesinde çalıştığınız süreç boyunca bir çok girişimin kuruluşuna tanıklık etmiş bir hukukçu olarak, girişimlerin hukuki uyuşmazlık yaşadığı veya hukuki danışmanlık talep ettiği konular genellikle neler olmaktadır?


Öncelikle girişimcilerin, bu ekosistemin dinamiklerini, terminolojisini bilmeyen veya bu alanda tecrübesi olmayan kişilerle yola çıkmalarının, kendilerinin hata yapmasına sebep olduğunu ifade etmek isterim. Bu da tabi zamanla yarışan ve bir an evvel iş fikri üzerinden para kazanmak isteyen fikir sahibi girişimcilerin hem zaman kaybetmesine sebep oluyor hem de ortaya çıkan problemlerin çözümü aşamasında kendilerinin ekstra maliyetlere katlanmalarına sebebiyet veriyor. Yaptığım bir mentorluk toplantısında, bir girişimcinin “son 2 senede başıma ne geldiyse yolun başında avukatımı ve muhasebecimi iyi seçmediğimden geldi” ifadesi hep aklımdadır.


Girişimcilerin en çok sorun yaşadığı konuların başında girişimci ekip arkadaşları arasında yaşanan sorunlar geliyor. Bana göre girişimcilerin en başta dikkat etmeleri ve önem vermeleri gereken temel konulardan biri, beraber yol aldıkları ekip arkadaşları ile birlikte kuracakları “ortaklık yapısının” en başta düzgün ve doğru bir yasal zemine oturtulmasıdır. Genelde yapmış olduğum görüşmelerde girişimci ortağın, diğer ortağı ile ilgili “ortağım ile aram bozuldu şirketten nasıl çıkartabilirim; taahhüt ettiği yükümlülüklerini yerine getirmiyor ne yapabilirim; iş fikrimi çaldı ve gitti kendisine ulaşamıyorum ne yapabilirim” yönündeki sorularına ve serzenişlerine tanıklık ediyorum. Böyle bir durumda kendilerine “Aranızda imzalı bir sözleşme var mı?” sorusunu yöneltiyorum, cevap ise çoğunlukla “hayır” oluyor.


Girişimcilerin ortaklık ilişkilerine ilişkin algılarına baktığımda görüyorum ki; başlangıçta kendi aralarında yazılı bir sözleşme imzalamayı prensipte uygun görmüyorlar. Sözleşme düzenlenmesini - özellikle de bu ortaklık, yakın arkadaş grubundan oluşuyorsa - birbirleri arasında sanki güven probleminin var olduğu algısına yol açtığını düşünüyorlar. Tabi bir de girişimcilerin gençlik heyecanı ve tez canlı olmaları sözleşme hazırlığının ve müzakere süreçlerinin kendilerine zaman kaybı yarattığını düşünüyorlar. Bunun yanlış bir algı olduğunu düşünüyorum. İşler iyi gittiği müddetçe sözleşmeye ihtiyaç duyulmayacaktır ancak girişimin büyümesiyle birlikte sorunlar da doğru orantılı olarak artmaya başladığından, problemlerin yaşanmaya başlandığı gün yasal zemine doğru oturtulmuş bir sözleşme hayat kurtarıyor. Burada kritik öneme sahip olan temel konu, kurucu girişimcilerin henüz yatırımcı ile ortaklık kurmadan önce, hatta henüz şirketlerini dahi kurmadan evvel, prensipte bazı kritik konuları en baştan kendi aralarında tartışarak belirlemeleri ve mutabık kalınan hususları muhakkak yazılı bir sözleşme ile yürürlüğe sokmalarını sağlamalarıdır. Bu temel konulara, Girişimcilerin ileride kuracakları şirkette sahip olacakları hisse oranları nasıl olacaktır? Şirketin yönetimi nasıl olacak ve yönetim kurulu kimlerden oluşacak? Girişimcilerin birbirlerine karşı hak ve yükümlülükleri neler olacak, kim ne kadarlık emeğini ve zamanını şirkete harcayacak? Girişimcilerden herhangi birinin sözleşmedeki şartları sağlamaması durumunda, bu durumdan etkilenen taraf ne yapacak ve bunun yaptırımı nasıl olacak? Şirkette önemli yönetim ve genel kurul kararları nasıl alınacak? gibi konular örnek olarak gösterilebilecektir. Girişimcilerin bu idari ve yönetimsel konuları en başta belirlemelerini ve bunu muhakkak yazılı bir sözleşme ile imza altına almalarını oldukça önemsiyor ve kendilerine tavsiye ediyorum. Bu kapsamda bir sözleşme, sonradan kendi aralarında bir uyuşmazlık çıktığında uyuşmazlıkların daha kolay müzakere edilmesine ve çözülmesine olanak sağlayacaktır.


Girişimcilerin aynı yanılgıya yatırım aşamasında da düştüklerini gözlemliyorum. Günümüzde girişimcilerin en büyük hedefi, iş fikirlerinin bir an önce ticarileşmesini sağlayabilmek için şirketlerini kurmalarına destek olabilecek yani kendilerine öz sermaye finansmanı (tohum sermayesi olarak ifade edilebilir) sağlayabilecek yatırımcı bulmaktır. Ancak, girişimcilerin bu finansman kaynaklarına ulaşmakta büyük zorluklar yaşadıkları görüldüğünden çoğu girişimci yatırımcıyı kaçırmamak adına sözleşme şartları üzerinde çok da düşünmeden, büyük sabırsızlık göstererek, yatırımcının tek taraflı sunduğu sözleşmeyi müzakere dahi etmeden, hiçbir uzmana danışmadan imzalamayı tercih ediyor. Oysa ki, yatırımcılarla pazarlık yapılırken kendilerinden ne kadar sermaye desteği alınacağına, karşılığında ne kadar hisse verileceğine, bu yatırım tutarının nasıl ve ne şekilde harcanacağına (kontrole ilişkin hükümler) karşılıklı beklentilerin ve yatırımcıya verilecek imtiyaz haklarının neler olması gerektiğine ilişkin kritik konuları bir bütün halinde değerlendirmek, bu hususları konunun uzmanı olan hukukçular ile birlikte yürütmek ve anlaşılan koşulları imzalanacak yatırım ve ortaklık sözleşmesinde ileride herhangi muğlak durum yaratmayacak şekilde düzenlemek gerekiyor. Ayrıca girişimcilerin düştüğü bir diğer hata da yatırımcıyı her zaman sermaye destekçisi olarak görmektir. Yatırımcıların bilgisi, çevresi, paraya nasıl para kazandıracakları yönündeki iş ve ticari yöndeki tecrübeleri girişimcilere göre daha fazla olduğundan, yatırımcılardan olabildiğince faydalanmak, özellikle erken aşamada oldukça önemlidir. Yatırımcıların vereceği sermaye desteğinin yanında ek menfaatlerin de kazanılması, başlangıç aşamasındaki girişimciler için son derece faydalı ve önemlidir. Dolayısıyla tüm bu hususları bir bütün halinde değerlendirip, “bir an evvel yatırımı alıp turu kapatalım da sonradan nasılsa şartlar müzakere edilir” algısına düşmemek gerekir.


Bir diğer karşılaştığım ve çoğu girişimcinin ortak problemi olan konu ise iş fikirlerinin nasıl koruyacaklarını bilmemeleridir. Uygulamada çoğu girişimcinin sermaye problemi yaşaması sebebiyle, bir şirket kurmadan faaliyetlerine başladıkları için ürünlerine ilişkin markayı kendi adlarına tescil ettirdikleri, alan adlarını kendi üzerlerine aldıkları, yazılımı bir şirket olmadan kendi kendine yazdıkları ya da başka girişimcilerle birlikte yazdıkları görülmektedir. Girişimciler, şirket kurmadan bu mal varlığı değerlerine kendileri sahip olmuşlarsa, girişimin ticarileştirilmesi için elzem olan ve şirket kurulmadan önce şahsi mal varlıkları arasında bulunan bu varlıklarının, girişimciler tarafından ivedi olarak kurulacak şirkete devredilmesi ve bu varlıkların mülkiyetine şirketin sahip olması sağlanmalıdır. Bu doğrultuda olası risklerin önlenmesini sağlamak adına, en başta kurucu girişimciler, kendi aralarında imzalayacakları bir sözleşme ile her türlü fikri mülkiyet haklarını şirkete devredeceklerini birbirlerine taahhüt etmelidirler.


Girişimcilerin özellikle maddi olanakların kısıtlı olduğu dönemlerde kaçınıp ancak hukuki bir uyuşmazlık yaşanması halinde hukuki danışmanlık aldıkları gözlemlenmektedir; peki siz girişimcilerin hangi noktada hukuki destek almasını tavsiye edersiniz?


Girişimcilerin en temel hedefi doğal olarak geliştirmiş oldukları iş fikirlerini bir an evvel hayata geçirmek ve bu iş fikirleri üzerinden büyük paralar kazanmak oluyor. Bu nedenle girişimcilerin projelerinin gelişmesine yönelik konular için daha fazla zaman ve para harcamayı tercih ettiklerini ancak, kritik öneme sahip yasal konular için harekete geçme aşamasına gelindiğinde bunun öneminin çoğu kez kendileri tarafından göz ardı edildiğini gözlemliyorum.


Türk hukukunda, girişimci ile yatırımcı arasında imzalanacak yasal dokümanların nasıl düzenleneceğine ilişkin kuralların anlatıldığı ‘’Girişim Hukuku’’ adı altında özel bir yasal düzenleme yok. Ancak genel uygulamaya bakıldığında özellikle de yatırım aşamasında düzenlenmesi öngörülen yasal dokümanlar, Türk Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku, Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hakları Hukuku, Vergi Hukuku, Rekabet Hukuku, Sermaye Piyasası Hukuku, Kişisel Verilerin Korunması Hukuku, İş Hukuku gibi hukuk dallarının tabi olduğu kanun ve ikincil düzenleme hükümlerine dayandırılarak düzenleniyor. Hatta girişimin konusu ve girişim şirketinin faaliyet alanına göre değişen farklı hukuk alanları (örneğin, enerji, sağlık, finans, telekomünikasyon, e-ticaret, bilişim gibi) ve bu alanların tabi olduğu özel hukuki düzenlemeler, girişimcilerin gerek şirketleşme gerekse de yatırım süreçlerinde, epeyce söz sahibi olabilecek konumdalar. Tüm bunların yanında yurtdışında uygulanan pek çok kavramın halihazırda ülkemizde de uygulanmaya başlanması nedeniyle, girişimci-yatırımcı ilişkilerinde hukuk sistemimizin tanıdığı hakların ve bu hakların nasıl korunacağına ilişkin hükümlerin iyi bilinmesi ve düzenlenecek yasal dokümanlarda söz konusu hak ve menfaatlerin sözleşmelerde açık ve ileride herhangi bir muğlaklığa neden olmayacak şekilde ifade edilmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle tamamen iş fikirlerini geliştirmeye konsantre olmuş, hukuki olarak yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayan girişimcilerin daha “en başta” fikir aşamasından itibaren gerek şirketleşme gerekse de erken aşama yatırım sürecini muhakkak konusunda uzman, bu ekosisteme vakıf ve bu alanda çalışan hukukçular ile birlikte yönetmeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki sermaye sıkıntısı çeken girişimcilerin uzmanlardan alacakları danışmanlık hizmetlerinin masraflarını nasıl karşılayacakları konusunun kendilerine problem yarattığı hususunu farkında olmakla birlikte, konunun çözümünde özellikle teknoparkların aktif role sahip olduklarını da buradan da özellikle vurgulamak isterim. Türkiye’de Teknoparklar, misyonları gereği girişimcilik ekosistemini güçlendirmek, girişimcileri nakdi ve ayni olarak desteklemek amacıyla bünyelerinde farklı profiledeki girişimcilerin veya girişim şirketlerinin ihtiyaçları doğrultusunda ‘’Erken Aşama Kuluçka Merkezleri’’, ‘’Ulusal ve Uluslararası Hızlandırma Programları’’, ‘’İleri Aşama Kuluçka Merkezleri’’ gibi girişimcilik destekleme programlarını oluşturmaktadırlar. Teknoparkların sunduğu bu imkanlar ve söz konusu programların varlığı sayesinde girişimciler, iş fikirlerini geliştirebilmekte, yatırımcılarla tanışarak ihtiyaç duydukları sermayeye daha kolay ulaşabilmekte, bu merkezlerin içinde yer alan farklı uzmanlık konularına sahip mentor ve eğitmen kadrosu sayesinde özellikle hukuki konularda ücretsiz mentorluk desteği elde edebilmektedirler.


Sermaye piyasası mevzuatı kapsamında getirilen, Türk hukukunda oldukça yeni bir kavram olan paya dayalı kitle fonlamasına ilişkin düzenlemelerin girişimcilik ekosistemine katkısını nasıl değerlendirirsiniz?


Gelişmiş ülkelerde ekonominin ve teknolojinin ilerlemesi, girişimcilerin teşvik edilmesine, desteklenmesine, kendi işlerini yapabilmelerine olanak sağlayan ekonomik ve yasal düzenlemelerin varlığına bağlı olarak gerçekleşmektedir.


Günümüzde girişimcilerin en büyük hedefi, kendilerine sermaye finansmanı sağlayabilecek yatırımcı bulmaktır. Girişimcilerin bu finansman kaynaklarına ulaşmakta zorluklar yaşamaları nedeniyle başlangıçta sermaye desteği genellikle girişimcilerin yakın çevreleri tarafından karşılanmaktadır. Son yıllarda girişimcilerin bu sermaye boşluğu, ekosistemin teşvik edilmesi amacıyla ortaya çıkan uygulamalar sayesinde Melek Yatırımcılar (Angel Investor) ve Risk Sermaye Fonları (Venture Capital - VC) olarak adlandırılan profesyonel kişi ve kurumlar tarafından doldurulmaktadır. Bahsedilen bu profesyonel yatırımcılar, proje ve girişimcinin iş fikri ile bir başka deyişle tamamen girişimin değeri ve gelecekteki potansiyeli ile ilgilenmektedirler. Hem melek yatırımcılar hem de risk sermaye fonları erken aşama yatırım süreçlerinde ciddi riskler alarak girişimcilere nakdi destek sağlayıp büyümelerine destek olmaktadırlar.


Son dönemde ise girişimcilerin finansman arayışına bir çözüm olarak yeni bir kavramla daha karşılaştık: “kitle fonlaması”. Dünyada kitle fonlaması bağış temelli, ödül temelli, borçlandırma temelli ve pay temelli olarak uygulanıyor. Bu yeni nesil uygulama Türkiye’de ise, 3 Ekim 2019 tarihinde Resmî Gazete’ de yayımlanan Paya Dayalı Kitle Fonlaması Tebliği ile karşımıza çıktı. İlgili Tebliğ'in “Tanımlar” maddesindeki ifadesiyle kitle fonlaması, “Bir projenin veya girişim şirketinin ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen esaslar dâhilinde Sermaye Piyasası Kanunun yatırımcı tazminine ilişkin hükümlerine tabi olmaksızın, kitle fonlamasına aracılık eden ve elektronik ortamda hizmet veren kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplanmasını ifade etmektedir.


Ülkemizde ilgili Tebliğ kapsamında uygulanacak olan paya dayalı kitle fonlaması pay karşılığında kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplanması olarak tanımlanmaktadır. Paya dayalı kitle fonlaması ile girişim şirketlerinin paylarının belli bir oranının yatırımcıya satılması ve bu yolla girişimlerin desteklenmesi ve finanse edilmesi amaçlanıyor. Herhangi bir pay karşılığı olmaksızın kitle fonlama platformları aracılığıyla ödül veya bağış karşılığında fon toplanması faaliyetleri ise yürürlüğe giren Tebliğ hükümlerinin kapsamı dışında tutulmuştur.


Girişimcilik ekosistemine yapılacak en büyük destek girişimcilerin finansman kaynaklarına erişmelerini kolaylaştıracak ve bu aşamada katlanacakları maliyetleri azaltacak uygulamaların yürürlüğe sokulabilmesidir. Ülkemizde unicorn olarak ifade edilen girişimcileri daha fazla görmek istiyorsak bu tip yeni oluşturulan sistemlerin girişimcilerin finansman kaynaklarına daha kolay, hızlı ve düşük maliyetli olarak ulaşmalarını sağlayacak şekilde kurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Bu doğrultuda paya dayalı kitle fonlaması sistemi kendi içinde hem girişimciler için hem de yatırımcı olmak isteyenler için birçok fırsat barındırıyor. Bu sistem sayesinde girişimcilerin daha kolay ve daha hızlı bir şekilde finansman kaynaklarına ulaşabileceklerini düşünüyorum.


İTÜ Çekirdek bünyesinde yer alan girişimlerin yerine getirmesi gereken hukuki yükümlülükler bulunuyor mu? Tarafınızca girişimlere belirli bir hukuki danışmanlık sağlanıyor mu?


İTÜ ARI Teknokent olarak misyonumuz ve kuruluş amacımız gereği teknoloji firmalarına ve girişimcilere teknolojilerini geliştirmeleri ve teknolojilerini ticarileştirmeleri için en uygun ortam ve olanakları sunarak, Türkiye’nin gelişimine “Birlikte İleriye” mottosu ile yürüttüğümüz faaliyetler ve farklı profildeki girişimci ve firmaların ihtiyaçlarına göre geliştirdiğimiz girişimcilik programları sayesinde katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu vizyon ile bölgemizde 300’den fazla teknoloji firmasına ev sahipliği yapıyoruz, bölgemizdeki binlerce girişimciye; ben dahil yüzlerce gönüllü mentorumuzla ve yüzden fazla çözüm ortağımızla ve paydaşlarımızla destekler sağlamaya çalışıyoruz.


İTÜ Çekirdek şirketimizin başlatmış olduğu, teknoloji tabanlı iş fikirlerine ve projelere sahip girişimcilerin kuluçka ve ön kuluçka olanakları ile aynı mekanda desteklendiği erken aşama kuluçka merkezimizdir.


İTÜ Çekirdek’e kabul edilen ve İTÜ Çekirdek’in olanaklarından yararlanmaya hak kazanan girişimcilerle/girişim şirketleri ile öncelikle başlangıçta bir taahhütname imzalıyoruz. Bu taahhütname ile girişimcilerin/girişim şirketlerinin İTÜ Çekirdek’in tüm kural ve prosedürlerine uymalarını, İTÜ Çekirdek’e başvurdukları proje kapsamında 3. kişilerin fikri mülkiyet haklarını ihlal etmediklerini ve etmeyeceklerini, başvuru aşamasında beyan etmiş oldukları bilgilerin doğru ve güncel olduğunu, merkezi kullanan diğer girişimcilerle uyum ve işbirliği içinde çalışacaklarını taahhüt etmelerini bekliyoruz.


Öte yandan 2017 yılından bu yana girişimcilerden kendilerine sağlanan yukarıda belirtmiş olduğum ayni ve nakdi destekler karşılığında taahhütnamenin imzalandığı tarihten itibaren 5 yıl içinde kullanılmak üzere %1 ila %5 arasında “hisse opsiyon hakkı” alıyoruz. Yapılan değerlendirme kapsamında opsiyon hakkı elde etmiş olduğumuz girişimcilerin girişim şirketlerinin gösterdiği başarı ölçütüne göre hisse opsiyon hakkımızı 5 yıl içinde hisseye çevirmeye karar veriyor ve bu potansiyel şirketlerin ortağı oluyoruz. Amacımız ise, ortağı olduğumuz girişim şirketlerinden hissemizi satıp çıkma anında elde edeceğimiz hisse bedelini yine teknoloji tabanlı girişimlere yatırım yaparak kendilerine yine can suyu amaçlı nakdi kaynak aktarabilmek. Bu sayede girişimcilik ekosistemini destekleme yönündeki misyonumuzun sürdürebilirliğini sağlamayı hedefliyoruz.


Girişimlere danışmanlık vermek isteyen ve bu alanda kendini geliştirmek isteyen hukukçulara neler tavsiye edersiniz?


Meslektaşlarım da farkındadır, yukarıda da belirttiğim gibi Türk Hukukunda “Girişim Hukuku” adı altında bir özel bir kanun veya yasal bir düzenleme yok. Amerika’da (Silikon Vadisi’nde) ve Avrupa’da girişimciliğin beslendiği sosyal, kültürel ve teknolojik altyapı olan girişimcilik ekosistemi, Türkiye’ye nazaran çok daha fazla bilinir durumdadır ve gelişmiştir. Bu nedenle de Türkiye, girişimcilik konusunda son yıllarda daha yeni yeni bilinçlenmeye başlamış, teknik, hukuki ve finansal terimler ekosistemdeki tüm paydaşlar tarafından yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Türkiye’de üniversitelerin lisans bölümlerinde de spesifik olarak bu alanda ders verildiğine rastlamadım. 12 yıldır avukatlık yapıyorum, Girişim Hukuku'nun dinamiklerini ve bu alandaki kavramları 7 yıl önce İTÜ ARI Teknokent ile yolum kesiştiğinde öğrenmeye başladım.


Girişim Hukuku'nu, girişimcilik ekosisteminin terminolojisiyle ve doğrularıyla harmanlanmış ve birden fazla hukuk dalı ile (İş, Rekabet, Şirketler, Fikri Mülkiyet, Vergi, Sağlık, E-Ticaret, Bilişim Hukuku gibi) etkileşim halinde olan hukuki kurallar bütünü olarak yorumluyorum. Dolayısıyla bu alanda uzmanlaşmak isteniyorsa bu saydığım hukuk dallarına genel olarak hakim olmak ve bu ekosistemin gerçeklerini kabul ederek hem girişimci hem de yatırımcı gözünden ticari, idari ve hukuki açıdan bir bütün halinde muhakeme edip bakabilmeyi öğrenmek gerekiyor. Ayrıca imkanları olan ve avukatlık mesleğine yeni başlayan meslektaşlarıma da bu işin en çok uygulandığı ve doğduğu yer olan Silikon Vadisinde bu alanda faaliyet gösteren hukuki danışmanlık firmaları ile iletişim halinde olmalarını öneririm. Bunun hukuk alanında çok iyi bir kariyer planlaması olduğuna inanıyorum. Zira özellikle yatırım aşamasında yatırımcı ile girişimci arasında imzalanan Ön Protokol, Hissedarlar Sözleşmesi, Yatırım ve İştirak Sözleşmeleri niteliğindeki yasal dokümanlarda düzenlenen çoğu kavram ve düzenlemeler Amerikan uygulamalarından bizim uygulama alanlarımıza yeni yeni girmeye başlamış durumdadır. Bu kavramların hukuki ve ticari olarak nasıl ve hangi yöntemlerle uygulandığını /uygulanabildiğini yerinde görmek ve öğrenmek bence mesleki gelişim için oldukça etkili olacaktır.



Av. Ege KOÇ, LL.M Hakkında


İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2007 yılında mezun olan Ege Koç, Bilgi Üniversitesi’nde “Bilgi ve Teknoloji Hukuku” yüksek lisans programını 2012 yılında tamamlamıştır. ‘’Bilişim Sektöründe Faaliyet Gösteren Girişimcilerin Şirketleşme ve Yatırım Süreçleri’’ adında yüksek lisans tezini tamamlamıştır.


2014 yılından beri İstanbul Teknik Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesinin Yönetici Şirketi olan “İTÜ ARI Teknokent” nezdinde “Hukuk ve Regülasyon Stratejileri Direktörü” olarak görev yapmakta kendisi aynı zamanda İTÜ ARI Teknokent’in Erken Aşama Kuluçka Merkezi olan İTÜ Çekirdek nezdinde hukuki danışmanlık görevlerini yürütmektedir. 2017 yılında, İTÜ Vakfı Yayınları aracılığı ile “Girişimcinin Hukuk Rehberi” adında erken aşama girişimcilerin şirketleşme ve yatırım alma süreçlerini anlatan rehber kitap çıkartmıştır.


Bilgi ve teknoloji hukuku, girişim hukuku, şirketler hukuku, birleşme ve devralmalar, e-ticaret, kişisel verilerin korunması, elektronik haberleşme uzmanlık alanları arasındadır.

132 görüntüleme0 yorum