Av. Melis Sılacı Korkmaz ile İSTA ve Türkiye'de Tahkim Uygulaması Üzerine




İstanbul Tahkim Derneği ve Türkiye'de tahkim uygulamasına ilişkin sorularımızı Av. Melis Sılacı Korkmaz'a yönelttik.




Genel Sekreterlik görevini yürüttüğünüz İstanbul Tahkim Derneği, Türkiye’nin tahkim alanındaki önemli aktörlerinden birini teşkil ediyor. İstanbul Tahkim Derneği’nin kuruluş amacı ve hedefleri nelerdir?


İstanbul Tahkim Derneği, kısaca bilinen şekliyle İSTA, 2015 yılında Av. Mehmet Gün önderliğinde Türkiye’nin önde gelen tahkim uygulayıcılarını tek çatı altında bir araya getirmek için kuruldu. Biz İSTA olarak, İstanbul’u dünyanın sayılı tahkim merkezlerinden biri haline getirmek için tahkim konusunda farkındalık ortaya koymaya, Türkiye’de tahkimi tanıtmaya ve yaygınlaştırmaya çalışıyoruz, tahkim alanında faaliyet gösteren her kesimin uzmanlığını geliştirecek faaliyetler yapıyoruz.


İstanbul gerek jeopolitik konumu gerekse altyapısıyla tahkim yeri olarak daha çok tercih edilmesi gereken bir şehir. İSTA, dünya üzerinde benzeri olmayan Batı ve Doğu kültürlerinin buluşup kaynaştığı bir kültür merkezi, coğrafi olarak bir doğal çekim merkezi ve aynı zamanda son derece gelişmiş lojistik ve teknik imkanlara, benzer diğer merkezlerle rekabet edebilir insan gücüne, son derece yüksek seviyede ekonomik aktiviteye sahip olan İstanbul’un dünya üzerinde tanınan ve tercih edilen tahkim kurumlarına sahip olmasını, sahip olduğu geniş imkanlarla bir tahkim yeri olarak tercih edilmesini amaçlamaktadır.


Bu amaç çerçevesinde İSTA, Türkiye’de tahkimin yüksek etik değerlerde, daha adil, etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesi için çalışmalar yapmaktadır. Bu amaçla önemli bir eksikliği tamamlayarak İSTA Hakem Etik Kurallarını oluşturmuş ve İSTA Hakem Listesi’ne kabul edilmemin bir şartı olarak benimsemiştir. Bu listenin Türkiye’den ve yurt dışından tahkim uygulayıcılarına görünürlük ile yüksek kabul ve itibar sağlaması hedeflenmektedir.


Faaliyetlerimizi ve yayınlarımızı detaylı olarak ista.org.tr web sitemizden ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.


2020 yılı içerisinde New York Konvansiyonu Uyarınca Tahkim Anlaşmasının Geçerliliği ve Ehliyet isimli tezinizi kitap haline getirerek yayımladınız. New York Konvansiyonu’ndan (NYK) ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a (MÖHUK) göre farklarından kısaca bahsedebilir misiniz?


Yabancı nitelikteki hakem kararlarının bir ülkede hüküm doğurması ancak tanınması ya da tenfizi ile söz konusu olabilmektedir. Türk hukukunda yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) ile New York Konvansiyonu’nda (NYK) düzenlenmiştir. Anayasa m. 90 hükmü gereğince eğer NYK’nın uygulama alanına giriliyorsa tenfizin New York Konvansiyonu’na göre talep edilmesi gerekmektedir. NYK, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin olarak oldukça hızlı ve etkin bir sistem öngörmüştür. Ayrıca NYK’ya yüz altmıştan fazla ülke taraf bulunmaktadır. Bu vasıfları ile NYK, dünyada en geniş katılımın sağlandığı ve en etkin uluslararası sözleşmelerden biri olarak kabul edilmektedir. NYK’ya taraf devlet sayısının oldukça fazla olması karşısında MÖHUK’ta yer alan tenfiz şartlarının yabancı kararların tenfizinde uygulanabilirliği büyük ölçüde azalmıştır. MÖHUK’un ilgili hükümlerine bakıldığında NYK’da yer alan hususların MÖHUK hükümlerine de temel teşkil ettiği görülmekle birlikte, iki mevzuat arasında birkaç küçük farklılık bulunmaktadır.


İki mevzuat arasındaki en önemli farklılık, NYK’nın orijinal metni uyarınca tenfiz mahkemesine tenfiz engellerinin varlığı hâlinde tenfizi reddetme konusunda takdir yetkisi tanınması; buna karşın, MÖHUK’ta tenfiz engellerinin varlığı hâlinde tenfiz mahkemesinin tenfizi reddedeceği şeklinde takdir yetkisine alan tanımayan bir ifade kullanılmış olmasıdır.


Tenfiz engellerinin düzenlendiği MÖHUK m. 62 ise NYK m. V’e oldukça paralel olmakla birlikte NYK’da tenfiz engellerinden biri olarak açıkça vurgulanan taraf ehliyeti meselesi MÖHUK m. 62’de sayılan engellerde yer almamıştır.


Yine tahkim anlaşmasının şekline ilişkin olarak ise NYK m. II’de özel bir yazılı şekil düzenlemesi yapılmıştır. Buna karşılık MÖHUK, tahkim anlaşmasının ehliyet ve şekil bakımından tâbi olacağı kanunu düzenlenmemiştir.


MÖHUK m. 60/1 ve m. 62-h uyarınca, tenfiz için yabancı hakem kararının tâbi olduğu veya verildiği yer hukukuna göre kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya tarafları için bağlayıcı olması ya da verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptal edilmemiş olması gerekmektedir. Oysa, NYK m. V/1(e) kararın teknik olarak kesinleşmesini aramaksızın bağlayıcı olmasını tenfiz için kâfi görmektedir.


NYK ile MÖHUK arasındaki bir başka farklılık ise, tanıma ve tenfiz koşullarını ispat külfeti altındaki taraf bakımındandır. NYK m. V uyarınca genel olarak ispat yükü aleyhine tenfiz istenen tarafa ait olup, tahkime elverişlilik ve kamu düzeni ile sınırlı durumlarda mahkeme tenfiz şartlarını resen inceleyebilmektedir. MÖHUK m. 62’de ise, tenfiz şartlarının gerçekleşmediğini iddia ve ispat külfeti, aleyhinde tenfiz talep edilen tarafa yükletilmekle birlikte, tahkim anlaşmasının yapılmamış olduğu, hakem kararının genel ahlaka veya kamu düzenine aykırı olduğu ve hakem kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkim yoluyla çözümünün mümkün olmadığı iddia edilmiş ise aksini ispat yükü tenfiz isteminde bulunan tarafa yüklenmiştir.


Yabancı hakem kararlarının Türkiye’de icrasının sağlanabilmesi için Türk mahkemelerinde söz konusu kararın tenfiz edilmesi gerekmektedir dedik. Bununla birlikte bazen bir taraf tahkim anlaşmasına şeklen taraf olmasa da taraf gibi hareket etmekte, karşı taraf nezdinde güven uyandırmaktadır. Böyle bir durumda, tenfiz davasında ilgili tarafın tahkim anlaşmasına taraf olmadığını iddia etmesi sizce hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir mi?


Bu çok güzel bir soru ve çok da tartışılan bir mesele. Bildiğimiz gibi sözleşmeler hukukunun en temel ilkelerinden biri sözleşmenin nispiliği ilkesi. Bu ilke şahısların ancak kendi iradeleri ile yaptıkları sözleşmeden doğan hakları talep edebileceği ve borçları ifaya zorlanabileceği anlamına geliyor. Sözleşmenin nispiliği ilkesi tahkim anlaşmaları bakımından da şüphesiz söz konusu. Hatta hukuken hiç kimse tâbi olduğu devlet mahkemesi haricinde bir merci önüne çıkmaya zorlanamayacağından ve aksi durum adil yargılanma hakkının da ihlali sayılacağından irade hususu tahkimde ayrıca bir önem taşıyor. Böyle olmakla birlikte, kimi istisnai hâllerde tahkim anlaşmasına taraf olmayan kimselerin de tahkim anlaşması ile bağlı kabul edilmesi ya da o anlaşmaya dayanabilmesi mümkün olabiliyor. Buna milletlerarası tahkim hukuku lügatinde tahkim anlaşmasının üçüncü kişilere teşmili diyoruz.


Özellikle grup şirketlerinde karşılaştığımız durum ise ana şirket tahkim anlaşmasına taraf olarak hareket etmesine rağmen anlaşmada şeklen yavru şirketi taraf gösterebiliyor. Bu tip durumlarda dürüstlük kuralının gerektirdiği hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kurumu devreye girebiliyor ve şeklen taraf olmayan şirketi de tahkim anlaşması ile bağlı tutabiliyoruz.


Sirayeti mümkün kılan husus dürüstlük kuralı çerçevesinde tahkim anlaşmasına şeklen taraf olmayan üçüncü kişinin tahkim iradesinin varlığından bahsedebiliyor muyuz noktasında toplanıyor. Burada da iradenin var olup olmadığını, bu kimsenin sözleşmeye taraf olma iradesini gösteren davranışları ile ölçüyoruz. Eğer sözleşmeye şeklen taraf olmayan üçüncü kişi sözleşmenin müzakere sürecinde, edimin ifasında ve feshinde aktif olarak rol almışsa ve bu kişinin tahkim anlaşmasında iradesinin bulunduğu ve karşı tarafta anlaşmanın tarafı olduğu izlenimini oluşturduğu sonucuna varıyorsak, artık dürüstlük kuralı gereği bu kişiyi tahkim anlaşması ile bağlı kabul etmek gerekiyor.


Yargıtay, doktrin ve yabancı hukuklar, tahkim anlaşmanın tarafı olduğu yönünde karşı yan nezdinde haklı bir güven yaratan tarafın daha sonra tahkim anlaşması ile bağlı olmadığını ileri sürmesinin, hele ki bunu ilk defa tenfiz yargılamasında dile getirmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini kabul etmektedir.

Av. Melis Sılacı Korkmaz Hakkında


Melis Sılacı Korkmaz 2013 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, yüksek lisans eğitimini ise Ekonomi Hukuku alanında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tamamlamıştır. "New York Konvansiyonu Uyarınca Tahkim Anlaşmasının Geçerliliği ve Ehliyet" isimli tez çalışması 2020 yılında kitap olarak yayımlanmıştır. 2013 yılından bu yana Gün + Partners Avukatlık Bürosu’nda çalışmaktadır ve İstanbul Tahkim Derneği’nde Genel Sekreterlik görevini üstlenmektedir.




127 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör