Av. Uğur Aktekin ile Teknolojik Gelişmeler ve Fikri Mülkiyet Hakları Üzerine





Gün + Partners Avukatlık Bürosu Ortak Avukatı Uğur Aktekin ile teknolojik gelişmeler ışığında Fikri Mülkiyet Hakları üzerine sorularımızı yönelttik.






Teknolojik gelişmelerin fikri mülkiyet haklarının korunması bakımından sağladığı avantajlar bulunmakta mıdır, sizce bu avantajlar nelerdir? İnternet ortamında, eserlerin hak sahibi olmayan kişiler tarafından çoğaltma ve kopyalamasının oldukça kolaylaşması örneğinde olduğu gibi fikri mülkiyet haklarının ihlaline etkileri bakımından bu gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz?


Teknolojinin giderek gelişmesinin doğal bir sonucu olarak fikri mülkiyet haklarının korunması alanında da olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Buna örnek olarak dünya çapında pek çok ülkede marka tescili yapılmasına imkân sağlayan WIPO – Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün geliştirdiği çevrim içi marka tescil sistemi gösterilebilir. Ülkemizden örnek olarak ise Türk Patent ve Marka Kurumu’nun geliştirdiği çevrim içi fikri mülkiyet hakları tescil sistemi olan EPATS gösterilebilir.


Gerek teknolojinin etkisi gerek giderek küreselleşen dünya düzeni ile artık ihlallerin de oldukça yaygınlaştığını kabul etmek gerekiyor. Tahmin edebileceğiniz üzere Fikri Mülkiyet Hukuku büyük boyutlarda kayıtların tutulmasını gerektiren bir alan. Fakat bu kayıtların tutulması da tek başına yeterli değil. İlgili kayıtların hem erişilebilir hem de değiştirilemez olması gerekiyor. Bu noktada fikri mülkiyet konulu ihlallerle başa çıkmak için en yeni ve faydalı yöntemlerden birinin “Blokzincir Teknolojisi” olduğunu söyleyebiliriz. Blokzincir teknolojisi ile fikri mülkiyet kayıtları güvenli bir şekilde tutulabilir, güncellenebilir, fikri mülkiyet haklarının lisanslaması kolaylaştırılabilir hale gelmekle kalmayacak, hak sahibinin belirlenmesi de kolaylaşacak ve somut kanıtlar sayesinde anlaşmazlık çözümleri kolaylaşacaktır.


Teknoloji ve fikri mülkiyet ilerleyen yıllarda da hiç şüphesiz paralel bir şekilde ilerleyecektir. Teknolojinin yaygınlaşması ve sosyal medyanın etkisi ile fikri mülkiyet haklarının ihlali kolaylaşsa da, teknolojinin fikri mülkiyetin korunmasında getirdiği imkânlar çok daha fazla olduğundan, etkin bir hukuki koruma sistemi ile ihlallerin önüne geçilebilecektir.


Bilgisayar programları ve yazılımların fikri haklar ya da sınai haklar kapsamında korunması bakımından ayrım nasıl belirlenmektedir?


Bilgisayar programları hukukumuzda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bilgisayar programları kanun kapsamında sayılan bir eser olmadığından eserlerin taşıması gereken koşullara tabi olmamakla birlikte eserlere benzer şekilde korunurlar. Bilgisayar programları program akışı, algoritma, programı oluşturan kodlar ve kullanıcı ara yüzü olmak üzere 4 farklı bölümden oluşur. FSEK m. 2/ 1’de “Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları”nın korunacağı ifade edilmiştir. Yazılıma temel oluşturan düşünce ve ilkeler ise kural olarak koruma kapsamında değildir.


Son zamanlarda tartışmalara konu olan bir başka konu olarak veri tabanlarının fikri mülkiyet haklarına konu olması hangi koşullarda mümkün olmaktadır?


FSEK madde 6/1-11 hükmü ile hukukumuzda veri tabanlarının açık tanımı yapılmış ve “Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dâhilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları (Ancak, burada sağlanan koruma, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilemez)” denilerek veri tabanlarının FSEK kapsamında bir eser olarak sayıldığı belirtilmiştir. FSEK Madde 6 orijinal veri tabanlarını koruma altına almaktadır. Orijinal veri tabanı sahibi FSEK 26 ve 27. Maddeleri uyarınca veri tabanının aleni hale gelmesinden itibaren ölene dek ve hatta ölümünden sonra da 70 yıllık bir süre boyunca bu korumadan faydalanacaktır.


Orijinal bir veri tabanından bahsedebilmemiz için ise bir içeriğin mevcut olması ve bu içeriğin oluşturulmasında ve derlenmesinde sahibinin hususiyeti söz konusu olmalıdır. FSEK Ek Madde 8’de de veri tabanları ile ilgili şöyle bir özel hüküm mevcuttur: “ Bir veri tabanının içeriğinin oluşturulmasına, doğrulanmasına veya sunumuna nitelik ve nicelik açısından esaslı bir nispet dâhilinde yatırım yapan veri tabanı yapımcısı, ayrıca, veri tabanının içeriğinin önemli bir kısmının veya tamamının; a) Herhangi bir araç ile herhangi bir şekilde sürekli veya geçici olarak başka bir ortama aktarılması, b) Herhangi bir yolla dağıtılması, satılması, kiralanması veya topluma iletilmesi, Hususlarında bu Kanunda sayılan istisnalar ile kamu güvenliği, idarî ve yargı işlemlerinin gerektirdiği istisnalar dışında izin vermek veya yasaklamak hakkına sahiptir.”


Veri tabanları konusunda orijinal veri tabanlarına ek olarak sui generis hak korumasına tabi veri tabanlarının korunması da bulunmaktadır. Sui generis hak korumasına tabi veri tabanlarındaki temel unsur esaslı yatırımla oluşturulma halidir, dolayısıyla bu tür veri tabanlarının korunabilmeleri için hususiyet gözetilmemekte olup veri tabanının oluşturulmasında yoğun çaba ve para sarf edilmiştir. Sahibinin hususiyetini taşımayan bu tür veri tabanlarına ilişkin sui generis koruma FSEK’e eklenen Ek Madde 8 ile sağlanmaktadır ve ilgili madde Topluluk Direktifinde veri tabanları için öngörülmüş bulunan sui generis korumayı da düzenlemektedir. Veri tabanlarının içeriğinin sui generis koruması için Kanunumuzda da ön görülen süre aleniyet tarihinden itibaren on beş yıldır.


Fikri mülkiyet hakları ihlal edilen eser sahiplerinin başvurabileceği başlıca hukuki imkânlar neler olmaktadır?


FSEK kapsamında açıkça fikir ve sanat eserler üzerinde eser sahiplerinin mali ve manevi menfaatlerinin korunacağı belirtilmiş ve bu mali ve manevi hakların neler olduğu yine kanunda düzenlenmiştir. Eser sahibinin haklarının ihlal edildiği durumlarda yani manevi ve mali haklara tecavüz halinin varlığı hallerinde ise FSEK hükümleri uygulanmakta ve tecavüzün ref’i davası, men’i davası, tazminat davaları ve yine kanunda sayılan diğer yollara başvurulmaktadır.


FSEK’in beşinci bölümü Hukuk ve Ceza Davaları başlığı ile düzenlenmiş olup, Madde 66-68’de tecavüzün ref’i davası, Madde 69’da tecavüzün men’i davası ve Madde 70’de eser sahibinin uğramış olduğu zararı tazmin etmeye yarayan tazminat davaları hükme bağlanmıştır.


Madde 66-68’de hükme bağlanan tecavüzün ref’i davası, başlamış ve devam eden bir tecavüzün sona erdirilmesi amacıyla başvurulacak bir yoldur. Tecavüzün ref’i yoluna başvurulabilmesi için tecavüzün hala devam ediyor olması gerektiği şartı da aranmaktadır.


İşleme temsil ve umuma iletim haklarının ihlali halinde başvurulacak yollar da yine FSEK kapsamında Madde 68 hükmünde düzenlenmiştir. FSEK Madde 68 uyarınca, eser hakkı sahibi (veya diğer hak sahipleri), eserlerin izinsiz çoğaltılması, yayılması veya bir şekilde umuma iletilmesi halinde, ihlalde bulunanlardan, hak sahibi ile söz konusu hakların kullanımına ilişkin bir sözleşme yapılması halinde ödeyecekleri bedelin en fazla üç kat fazlasını da talep etme hakkına sahiptir.