Usul Hukuku İlkeleri Bakımından Aile Mahkemelerinde Görülen Davalarda Yargılama Usulü


GİRİŞ


Kamu düzeninden sayılan davalar, medeni usul hukukuna hakim olan, tasarruf, taraflarca getirilme, re’sen araştırma, aleniyet ve doğrudanlık ilkelerinin istisnasını teşkil eder ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda özel hükümlerle düzenlenir. Aile mahkemelerinde görülen davalar da aile kurumunu ve ailenin özel hayatını korumak bakımından kamu düzeninden sayılır. Bu bağlamda, bu davalar anılan medeni usul hukuku ilkeleri kapsamında; diğer davalara göre daha çok özen ve gizlilik içerir. Bu davaların yargılamasında hakim vakıaları kendiliğinden araştırır, tarafları bizzat dinler, somut olayın niteliğine ve tarafların isteğine göre yargılamanın gizliliğine karar verebilir.


1. MEDENİ USUL HUKUKUNA HAKİM İLKELER


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“6100 sayılı Kanun”) 24. ile 33. Maddeleri arasında düzenlenmekte olan medeni usul hukukuna hâkim olan ilkeler, anayasa hukukunun yargıya ilişkin önemli prensiplerindendir.


1.1. Tasarruf İlkesi

6100 sayılı Kanun m.24’e göre tasarruf ilkesi, tarafların yargılamanın başlangıcını, konusunu ve sona ermesini belirleyebilmeleri, dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilmeleridir. Kamu yararı gözetilerek ise istinaden devlete bir takım yetkiler tanınmıştır. Savcı sadece kamu düzenini ilgilendiren konularda dava açmaktadır buna örnek olarak aile mahkemelerinde görülen evliliğin butlanını dava edebilmesi gösterilebilecektir. Aile ve şahsın hukuku ile ilgili hallerde, davacı tarafından dava açılması gereklidir; fakat, dava açıldıktan sonra bu davalarda kabul, sulh ve feragat mümkün değildir[1]. Aile hukukuna ve şahsın hukukuna ilişkin davalarda hakim, talep edilenden başka bir şeye karar verebilir. Buna örnek olarak aile mahkemelerinde görülen boşanma davası verilebilir. Boşanma davasında hakim kural olarak tarafların talepleri ile bağlı değildir, boşanmaya karar verebileceği gibi davayı reddedebilir veya ayrılık kararı da verebilir[2].


1.2. Taraflarca Getirilme İlkesi

Medeni usul hukukuna hakim olan ilkelerden bir diğeri 6100 sayılı Kanun m.25’te de belirtildiği gibi taraflarca getirilme ilkesidir. 6100 sayılı Kanun’da öngörülen istisnalar dışında, hâkim iki taraftan birinin ileri sürmediği bir iddiayı veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve taraflara bu hususları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.


1.3. Re’sen (Kendiliğinden) Araştırma İlkesi

6100 sayılı Kanun ve sair kanunlarla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. İlgili kanunda belirtilen istisnalar kamu düzenini ilgilendiren davalardır. Kamu düzenini ilgilendiren davalarda kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanır. Bir başka deyişle hakim re’sen araştırır. Resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hakim bütün vakıaları ve delilleri kendisi araştırır. Bu davalara örnek olarak, kişilik haklarını koruyan davalar, boşanma ve ayrılık davaları, babalık davaları, evlenmenin butlanı, nüfus kayıt düzeltme davaları gösterilebilir[3].


1.4. Aleniyet İlkesi

Aleniyet ilkesine göre, kural olarak, duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir. 6100 sayılı Kanun madde 28 uyarınca, duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar, kişilerin özel hayat alanlarında, genelde en gizli alanı oluşturur. Toplumun temelini oluşturan aile kurumunun mahremiyetinin korunması amacıyla, aile hukukuna ilişkin davalarda, yargılamanın gizli gerçekleşmesi yerinde olur[4]. Bu sebeple hakim bazı durumlarda yargılamanın gizliliğine karar verebilir.


1.5. Doğrudanlık İlkesi

Doğrudanlık ilkesi, yargılamanın araya başka bir makam ya da kişi girmeden kararı verecek mahkeme önünde ve onun tarafından yürütülmesi ve karar verilmesi anlamına gelir. Uyuşmazlık hakkında karar verecek olan mahkeme, dava malzemesiyle delilleri bizzat değerlendirmeli ve karar vermelidir. İstisna olarak başka mahkeme tarafından yalnızca istinabe yolu ile inceleme yapılabilecek olup, bu durum ancak 6100 sayılı Kanun’un izin verdiği hallerde geçerlidir.


2. AİLE MAHKEMELERİ

Aile mahkemeleri asliye hukuk mahkemesi düzeyinde, aile hukukundan doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevli, ilk dereceli, özel mahkemelerdir. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun (“4787 sayılı Kanun”) kapsamına giren dava ve işlere Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemelerince bakılacaktır. Görev kuralları kamu düzeninden olduğu için mahkeme davanın her safhasında görevli olup olmadığını re’sen inceler ve görevsiz olduğu kanısına varırsa görevsizlik kararı verir. Bu yüzden aile mahkemesinin görev alanına giren bir dava, aile mahkemesinin bulunduğu yerde asliye hukuk mahkemesinde açılırsa, mahkeme görevsizlik kararı vermelidir[5].


4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ("Medeni Kanun") Aile Hukuku başlıklı ikinci kitabının üçüncü kısmı hariç olmak üzere aile mahkemelerinin görev alanına giren konular; nişanlılık, evlenme engelleri ve ehliyeti, evlenme başvurusu ve töreni, batıl olan evlenmeler, evlenme, boşanma, eşler arasındaki mal rejimi, tanıma ve babalık hükmü, soybağı, evlat edinme, velayet, vesayet, çocuk malları, nafaka yükümlülüğü, ev düzeni, aile mallarına ilişkin konulardır[6].


3. AİLE MAHKEMELERİNDE YARGILAMA USULÜ


Aile mahkemeleri, inceleyecekleri dava ve işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik eder (4787 sayılı Kanun m. 7).


Görüldüğü gibi, Kanun koyucu, aile mahkemelerinin, önlerine gelen uyuşmazlıkların öncelikle sulh yoluyla çözümlenmesini istemiştir[7]. Mahkemenin sulh yoluyla çözümü denemeden davanın esasına girmesi, maddede belirtilen usule aykırılık teşkil eder ve bozma nedeni sayılır. Sulh sağlanamadığı takdirde ise yargılamaya devam olunarak esas hakkında karar verilir.


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 06.07.2017 tarihli, 2016/2873 E. ve 2017/8528 K. Sayılı kararında:

“Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, ...davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve nafakalar yönünden; davalı kadın tarafından ise, tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, 29.01.2015 tarihinde ikame edilmiştir. Mahkemece, dilekçelerin teatisi aşaması tamamlandıktan sonra ön incelemeye geçilmiş, ön incelemenin duruşmalı yapılmasına karar verilmiş, taraflar duruşmada hazır bulunmuşlardır. Mahkeme ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, dava şartları ve ilk itirazları inceler, tarafları sulhe teşvik eder (6100 sayılı Kanun m.137/1).

Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli karar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için gün verilemez (6100 sayılı Kanun m. 137/2). Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar tek tek tespit edilir ve tarafların imzaları alınır (6100 sayılı Kanun m.140). Mahkemece, 15.05.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında taraf vekillerinin beyanları alınmış ancak uyuşmazlık konuları belirlenmemiş, taraflar sulhe teşvik edilmemiş, hazırlanan tutanak taraflarca imzalanmamış, usulüne uygun bir ön inceleme duruşması yapılmamıştır. Yasal zorunluluğun gereği yapılmadan tahkikat duruşmasına geçilmesi ve de esasa dair hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.” şeklindeki ifadesi de, sulh çözümü denenmeden yargılamaya geçilemeyeceğini ve sulhe teşvik etmemenin esastan bozma sebebi olduğunu kanıtlar niteliktedir.


Aile mahkemesinde görülen davaların büyük bir kısmı, kamu düzeniyle yakından ilişkili olduğundan, bu kapsamda örneğin evliğin iptali, boşanma, ayrılık davası gibi davalar üzerinde taraflar dava konusu üzerinde serbestçe tasarrufta bulunamayacaklarından, sulh olarak davayı sona erdiremeyecekleri gibi veya hakim tarafların yapmış oldukları bu sulh ile bağlı da değildir[8]. Bu durumda hakim tarafların girişimiyle vardıkları anlaşma konusunda ikna olduktan sonra vicdani kanaatine göre, yapılan sulhu de dikkate alarak vereceği kararla davayı sona erdirir. Sonuç olarak burada tarafların sulhu hakimin kararına yön verir ve davanın sonuçlanmasını hızlandırır.


Esasın yanında uygulanacak usul hakkında, yazılı yargılama usulüne göre daha basit ve hızlı olarak sonuca götüren, hakime çocuğu ve aileyi daha yakından tahlil edebilme imkânı sağlayan basit yargılama usulü benimsenir. Medeni Kanunu’nun aile hukukuna ilişkin ikinci kitabında belirli dava ve işler için özel usul hükümleri öngörülmüştür. Bu özel usul hükümlerinin amacı kamu düzenini sağlamaktır. İşbu yazının da konusu olan aile mahkemelerinde görülen ve kamu düzeninden sayılan davalardan bazıları; evlenmenin butlanı, boşanma ve ayrılık davaları, soy bağına ilişkin davalardır. Bu davalarda yargılama usulü açısından, öncelikle Medeni Kanun hükümleri uygulanacaktır.


Medeni Kanun’un 184. maddesinde düzenlenen usul kurallarına göre hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’sen gerek istem üzerine taraflara yemin öneremeyeceği gibi kanıtları serbestçe takdir eder ve tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz ve hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir[9].


Aile mahkemelerindeki yargılama esnasında uygulanması gereken usul kuralları, medeni yargılama hukukumuzda geçerli olan ilkeler ile bazı farklılıklar içerir. Yukarıda açıklanmış olan tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi aile hukukundan doğan davalarda tam olarak uygulama alanı bulmamaktadır. Aile mahkemelerinde görülen davalarda bu ilkelerin istisnaları görülür. Bunun sebebi aile kurumunun korunması, özel hayata verilen önem ve aile hayatının gizliliğinin korunmak istenmesidir. Kanun koyucu ailenin toplumdaki öneminden dolayı bu davaların yargılama usulünü genel kuraldan ayırmıştır.


Örneğin tasarruf ilkesinde de bahsedildiği üzere, boşanma ayrılık ve evlenmenin butlanı davalarında kabul ve sulh hâkimi bağlamaz. Bundan çıkartılacak sonuç taraflar uyuşmazlığı sonlandırmak için mahkemede bir sözleşme yapsa dahi bu hakimin kararını etkilemez, kabul ve sulh sadece hakime yön verebilir.


Yine kamu düzeninden sayılan aile mahkemeleri davalarının bir özelliği olarak; 6100 sayılı Kanun’un 226. maddesinin 1.fıkrasının c bendine göre yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek vakıa olması sebebiyle yemin teklif olunamaz. İlaveten eşler arasında tahkim sözleşmesi yapılması mümkün değildir ve uyuşmazlık çözümü bir hakem veya hakem heyetine bırakılamaz. Hâkim tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı değildir, kendisi de delilleri inceleyip vakıaları ortaya çıkarabilir. Bu da kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanmasını gerektirir. Aile mahkemelerinde görülen davalarda doğrudanlık ilkesi önemli rol oynar. Buna göre hâkim elinden geldiğince tarafları duruşmaya davet etmeli ve sorunları taraflardan bizzat dinlemelidir.


SONUÇ


Kamu düzenine ilişkin olan davaların yargılaması yapılırken, genel yargılamadan farklı olarak medeni usul hukuku ilkelerinin istisnaları uygulanır. Aile mahkemeleri, yargılama sürecine konu uyuşmazlıklar özel hayata ilişkin olduğundan aile kurumunu korumak adına aleniyet ilkesinin istisnası olarak yargılama gizli yapılabilir. Yine taraflarca getirilme ilkesinin istisnası olarak davaya ilişkin vakıaları hakim re’sen araştırır. Tasarruf ilkesinin istisnası olarak da hakim, tarafların talepleri dışında bir karar verebilir. Bu davalara örnek olarak babalık davası, boşanma davası gösterilebilecektir.

Beste CANER

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi

Öğrenci Stajyeri - Karataş & Partners


[1] Özmumcu, Seda, Türk Hukukunda Yargıtay Kararları Işığında Resen Araştırma İlkesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014, C.4. S. 2, s. 2.

[2] Ercan, İbrahim, Boşanma Davalarında Geçerli Olan Yargılama İlkeleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, Ocak 2014, s. 253. [3] Özmumcu, s.2 [4] Kurt Konca, Nesibe, Medeni Usul Hukukunda Aleniyet İlkesinin Sınırlandırılması, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s. 14. [5]Özekes Muhammet, Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz: Medeni Usul Hukuku Kitabı, 7. Baskı, 2019, s.89. [6] Arslan, Aziz Serkan, Türk Aile Mahkemelerinin Yapısı ve Yargılama Usulü, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1, Ocak 2010, s.8. [7] Tercan, Erdal, Türk Aile Mahkemeleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s. 28. [8] Tercan, s. 29. [9] Arslan, s. 14.


KAYNAKÇA


Arslan, Aziz Serkan, Türk Aile Mahkemelerinin Yapısı ve Yargılama Usulü, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1, Ocak 2010.

Ercan, İbrahim, Boşanma Davalarında Geçerli Olan Yargılama İlkeleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, Ocak 2014.

Kurt Konca, Nesibe, Medeni Usul Hukukunda Aleniyet İlkesinin Sınırlandırılması, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, Ocak 2014.

Özekes Muhammet, Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz: Medeni Usul Hukuku Kitabı, 7.Baskı, 2019.

Özmumcu, Seda, Türk Hukukunda Yargıtay Kararları Işığında Resen Araştırma İlkesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, Ocak 2014.

Tercan, Erdal, Türk Aile Mahkemeleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 52, 3.Bası, Ocak 2003.





42 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör